İzlememiştim. Bu saatten sonra izleyebileceğimi de sanmıyorum. Fakat bu, beni, söz söylemekten neden alıkoysun.
Hele, konumuz, özenle ‘çatışma eksenine’ yerleştirilmiş bir filmse...
Rahmetli Oğuz Atay’ın ‘neden az gelişiyorsun sevgili ülkem’ dediği ama ittire ittire ‘orta gelişmişler’ kategorisine sokmayı başardığımız cennet vatanımızda, remzler, sözcükler, beğeniler, gidilen mekanlar, okunan gazeteler, izlenen tv kanalları ‘siyasal pozisyon belirleme özelliğini’ korumaya devam ediyor.
Ne yazık ki böyle...
Eskiden, TDK’nın uyduruk Türkçesi’nden sözcük seçerek konuşanlar, sorgusuz sualsiz ‘solcu’ sayılıyordu.
Örneğin, hayatını geri ve ilkel ‘kolhoz’ uygulamasını ‘tatbik etmeye’ vakfetmiş rahmetli Ecevit ‘olanak’ dediği için solcu (ve hatta devrimci); ‘devrim’ sayılabilecek değişimlere imza atmış Demirel ve Özal ‘imkan’da sebat ettikleri için sağcı (ve hatta çağdışı) muamelesi görüyordu.
Kedini ille de ‘ayrışmak’ zorunda hisseden bu toplum ‘simge’ bulmakta güçlük çekmedi.
Bundan sonra da çekmeyecek.
Ahan da size, bölünme eksenine yerleştireceğiniz yepyeni bir element: Can Dündar’ın ‘Mustafa’ belgeseli.
Cumhuriyet mitinglerini destekleyen, darbelerin ‘başımıza gelmiş en iyi şey’ olduğunu savunan, Anayasa Mahkemesi’nin ‘367’ kararını alkışlayan, mecburiyetten Deniz Baykal’a oy veren, Özdemir İnce’yi büyük bir entelektüel ve düşünür sanan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun gösterdiği her belgeye koşulsuz iman eden, hasta ziyaretine ‘Şu Çılgın Türkler’le giden, Ergenekon davasının bir Amerikan operasyonu olduğuna inanan, partisini Başsavcı’nın elinden zor kurtarmış Recep Tayip Erdoğan’a (herhalde Aydın Doğan’a imar izni vermediği için) Sultan Abdülhamit muamelesi yapan ve dolayısıyla ‘ulusalcı’ sıfatını hak kazanan kitle Can Dündar’ın ‘Mustafa’ filmini boykot edecekmiş...
Dün, ismi lazım gelmeyen biri, ‘Mustafa’ filminin, ‘ulusalcıların başına geçirilmiş bir çuval’ olduğunu ileri sürüyordu.
İnanmam.
Baykal anında tepki koydu.
Mümtaz Soysal yazdı...
Bilumum ‘edepsiz ve küfürbaz yazarlar’ diline doladı.
Emre Kongar yazmadan hayatta inanmam.
Fakat, burada ilginç bir durum ortaya çıkıyor:
Filme sponsor olmadığı için Turkcell’i ‘Atatürk karşıtı’ ilan eden şantajcı basın fena halde açığa düştü. Çünkü, en öngörülü telekomünikasyon şirketi olan Turkcell, Atatürk’ü ‘yalnız ve hüzünlü bir adam’ gibi gösteren bu filme sponsor olmamak suretiyle, bir anlamda Atatürkçülüğünü kanıtlamış oldu.
Darısı, ‘Ne gazeteciliği kardeşim? Biz burada dükkan açtık, para kazanıyoruz’ diyen şişman ama mutlu adamın başına.
Bakalım ‘Atatürkçü’ olduğunu nasıl kanıtlayacak? Manşetten Turkcell’e çakmak suretiyle, ulusalcıların başına çuval geçiren filmi meşrulaştırdı. Suçu çok büyük...
Bütün bu tartışmalar muvacehesinde Can Dündar kardeşim de hiç üzülmesin.
Bu vartayı da ‘hayırlı’ ve ‘makul’ bir kazançla atlatacaktır.
Çünkü, ‘karşıtlar’ (ulusalcı olmayanlar), simge ortada kalmasın diye akın akın bu filme gideceklerdir.
Ufunetli dönemin kárı, Allah bin bereket versin. |