eğerLi Okurlarımız ELİmizden Geldiğince türkiyede dönen dOlapları vede gerçekleri
oLarak sizlere sunmaya çalişiyoruz Bu konularda özelliKLen saĞlam
kaynakları kullaniyoruz edindiğimiz araştırmalar Türkiyedeki Askeri
vede sviL İSTİHBARATIN yane türk devletinin Çok gizli oLması gereken
Kurumların CAN AlİCİ noktalarının vede Operayonlarının türk
yetkililerince değil Türk mitinin Kurlumunda Görev aLan Mossad Vede Cıa
bağlantılarının HaLen güçlü Olduğunu görüyoruz Bu konuda gerçekten
Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşı olarak tüylerimizi diken diken eden Bir
yazzıyı sunuyoruz vede kendi kendimize soruyoruz acaba gerçekten
Türkiyede demokrası varmı HGerçekten TSK İçindeki görev alMiş gizli
kalması gereken Unsurların başka yerleRde planlanıp sadEce İcrratı
Bizlermi yapiyoz vede Gerçekten Türkiyede neler Oluyor Gelecek eLBET
bunların Cevabi olacaktır eLBet bir Gün halkımız bilinçlenecektir iNş
çOk geç Olmadan Bu yazıyı Lütfen Okuyun. 27 Temmuz 2006 tarihinde “İşte
yayınlamadığım o yazı” başlıklı bir “buçuk ay gecikmeli” yazıda Kuzey
Irak’ta yaşanan bir olayı nakletmiştim. Olay şuydu: Türk istihbarat
birimlerine mensup 2 istihbaratçı, akşam saatlerinde Silopi’nin
doğusunda Habur çayı üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından
yaptırılan demir köprüden geçerek Zaho’ya girdi. İstihbaratçılar Zaho
girişinde bulunan peşmerge kontrol noktasında durduruldu. Bölgeye
girişlerinin yasadışı olduğu söylendi. Kimlik bilgilerini sorup iki
istihbaratçıyı gözaltına almak istediler. Yaşanan tartışma sonrasında,
bu kişiler tartaklanarak ellerine kelepçe takıldı ve gözaltına alındı.
Zaho’da bir yere götürülen istihbaratçılar uzun süre sorgulandı. Durum
Selahaddin kentinde bulunan Mesut Barzani’ye bildirildi. Barzani önce
serbest bırakılmalarını istedi sonra bu kararını değiştirdi. Bu arada
bir başka İstihbarat yetkilisi gelerek adamlarını almak istedi ancak bu
yetkili de göz altına alındı. Saatlerce gözaltında tutulan ve
sorgulanan istihbaratçılar, aynı gece saat 01.00 sularında Barzani’den
gelen bir talimatla serbest bırakıldı ve Türkiye’ye “iade” edildi. Türk
istihbaratçıları önce serbest bırakmayan Barzani, muhtemelen Ankara’dan
bir telefonla kararını değiştirdi ve olay büyük bir skandala dönüşmeden
kapatıldı…” Bazı gazetelere de yansıyan bu iddiaları Milli İstihbarat
Teşkilatı kesin bir dille yalanladı. Haziran’dan itibaren benzer
tartışmalar farklı bir boyutta devam etti. Türkiye’nin Kuzey Irak’a
askeri müdahale tartışmaları arasında özellikle Özel Harekat
birimlerinin bölgedeki operasyonlarına ilişkin ilginç haberler
yayınlandı. Ama bunlar doğrulanmadı. Şimdi aktaracağım son derece
önemli iddialar: Haziran ayı sonlarına doğru üç bölgeye kontrgerilla
timleri gönderilir. Her biri 15 kişiden oluşan timlerden biri Kuzey
Irak’a gider. Türkiye’de gizli operasyon tartışmalarının merkezindeki
grup budur. Peşmergelerle çatışmaya girerler, birkaç tanesi yaralanır.
Tim geri çekilir. 24 Temmuz akşamı bir başka birlik, operasyon için
Kuzey Irak’a gönderilir. Ancak bu birimlerin operasyonları Türkiye’den
bazı kaynaklar tarafından gerekli adreslere ispiyonlanır, operasyonları
deşifre edilir, pusuya düşürülürler. Türkiye’den CIA, Mossad ve Barzani
ile irtibatlı çevreler bölgeye gönderilen birimleri ateşe atarlar. Tabi
on binlerce asker yığılan sınırın diğer tarafında operasyon yapıldığı
iddiaları da yalandır. İsrail’in Lübnan’a saldırıya başladığı günlerde
“Türkiye de bu savaşın içinde” demiştim. Hatta İsrail ve ABD
kontrolündeki güçlerin Türkiye topraklarında PKK üzerinden yaptığı
saldırılara dikkat çekmiş, “İsrail Türkiye’yi nasıl susturdu” başlıklı
bir yazı yazmıştım. Çünkü Lübnan’da patlayan füzelerin sesi Kuzey
Irak’a ve Türkiye’ye kadar ulaşıyordu. Şimdi asıl soruya gelelim:
Haziran başlarında başlayıp Ağustos ortasında sona eren kontrgerilla
operasyonları başka nerelerde yapıldı? 15’er kişilik gizli timler başka
nerelere gönderildi? Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup en gizli
birimlerden iki tim İsrail’e gönderilir. Savaş sırasında orada
bulunurlar. İsrail’e gidenler Türk-İsrail istihbarat anlaşmaları
çerçevesinde buradadır. Bu ülkede yaşayan herkesin, orada ne
yaptıklarını sorma hakkı var. Bu soruyu biz de soruyoruz: Savaşın en
yoğun olduğu zamanda 30 kişilik iki tim İsrail’de ne yapıyordu? Dahası
var: Bir tim de Lübnan’a gönderilir. Amaçları bilgi toplamaktır. Onlar
da savaş sırasında oradaydılar. Ama nasıl olduysa İsrail saldırısı
altında kalırlar. İçlerinden biri hayatını kaybeder. Ve geri
çekilirler. İsrail’dekiler İsrail’le işbirliği içinde çalışırken
Lübnan’dakiler İsrail’le çatışma içinde buluyorlar kendilerini. Nasıl
oluyorsa! Afyon’da eğitim gören bu birlikler simdi yabancılarla
birlikte hareket ediyor. 7 yıldır bu birimin içinde bulunan Afyon
doğumlu kişinin bu yabancılarla ne işi olabilir? Kimlerden emir
alıyorlar? En mahrem birimlerin içinde ABD ve İsrailliler de mi var?
Yeni bir operasyona hazırlanıyorlar. Acaba Kuzey Irak’a mı yoksa
Lübnan’a mı? Türkiye zaten Lübnan savaşının içinde. Kuzey Irak’ta ABD
ve İsrail nedeniyle kılını kıpırdatmayan, bu güçlerle işbirliği yapan
çevreleri kontrol edemeyen ve kamuoyunu yanıltan bilgilere göz yuman
Türkiye, gizli birimleriyle İsrail-Hizbullah savaşının tam
ortasındaydı. Bu iddialara karşı söyleyecek sözü olan biri var mı bu
ülkede? Bunları tartışacak kimse var mı? Doğrulayacak veya
yanlışlayacak kimse var mı? Varsa çıksın ortaya ve bu işin detaylarını
da aktaralım. İşte Lübnan’a bu şekilde gidiyoruz biz. “Barış gücü”
olarak. En azından kamuoyu öyle bilecek. Ama birileri safını çoktan
seçmiş. Suriye, İran ve Hizbullah’a karşı ABD ve İsrail’in safını.
Anadolu çocuklarının orada Türkiye’nin “büyük devlet” olma özlemine mi
hizmet edeceğini sanıyorsunuz? Umarız öyledir. Ama ben emin değilim.
Gizli eller bizi hızla bir cephenin içine doğru sürüklüyor. Bu konuyu
tartışmaya devam edeceğiz… İbrahim Karagül Burayı tıklayarak üyemiz olabilirsiniz.]
Silopi”de bir Kontrgerilla karargahı!
ÖNSÖZ:::
DeğerLi OkurLarımız Bu yazyıda Okumanızı Burayı tıklayarak üyemiz olabilirsiniz.]
olarak tavsiye ediyoruz vede Şunu iyi bilin Lutfen Bunlari Komplo
teorisi olarak aLgılamayın zaten değerli yazarımıza karşı Doğan Grubu
savaş açmış vede halkımızın gözünde Onu komplocu olarak sunmaktadır ama
Herkes biliyorki bunlar komplo deil gerçeklerdir Komployu kuranlar
ülkemizi sömüren hortumlayan elindeki mevkileri gücü halkımızdan aldığı
vergiyi sömüren vede kendi Çıkarı için kullananlardır Çifte pasaport
taŞiyan kan emicilerdir Peygamber Ocağinda Görev yaparken eMekli
Olduktan sonra Hortumcularla el ele Kol kola dolaşan Onları kanunlardan
koruyanlardır Ulusalcı geçinen ama gerçekte alakası olmiyan vatana
Millete Bir kuruş faydasi olmıyan Kişilerdir Şunu hepimiz Biliyoruzki
50 Milyar Dolar gibi çok büyük rakamlaRLAN ülkemizi soyan kanını emen
doğacak çocukların geleceğin gençlerin hakkını Çalan şerefsizlerdir…
Bizi en çok yaralıyanda Peygamber OCAĞINDA görev alip astığı astık
kestiği kestik oLan milletin kanını emen Kişilere rehberlik eden vede
ne amaçla yanında görev alıp çaliştiğini Bilemediğimiz emekli
generallerdir Dipnot.. yarGılanan Hortumcuların Çoğunun yönetim
kademesinde Görev aLan hiç bir emekli general yargılanmamıştır peki
Neden..gerisini siz düşünü Lütfen işte size son derece çarpıcı bir yazı
Londra’da yayınlanan El Kudüs El Arabi gazetesi, 4 Temmuz tarihli
haberinde, Amerika’nın Silopi’de yeni bir üs inşa ettiğini, bir yıl
içinde tamamlayacağını yazdı. Haberini Iraklı Kürt kaynaklara
dayandıran gazete, yeni üssün, Habur sınır kapısı ile Silopi arasında,
bin dönümlük bir alanda inşa edilmekte olduğunu belirti ve bazı
ayrıntılar verdi. Nisan ayında başlanan çalışmalarla ilgili her
ayrıntıyı izledim ama gündeme alma fırsatı bulamadım. 4 Temmuz tarihli
iki haberi daha arşivime atmışım. Şöyle: Türk Silahlı Kuvvetlerine
bağlı tank ve zırhlı araçlardan oluşan askeri araçlar, Silopi de
konuşlanmaya başladı. Haberi, PKK’ya yakınlığı ile bilinen Fırat Haber
Ajansı duyurdu. Ajans, Hac Konaklama Tesisleri ve Gıte köyü kırsalına
sevk edilen tank ve zırhlı araçlardan dört tanesinin ise Habur Sınır
Kapısı’nın sol tarafında yapılan çelik köprüden Kuzey Irak’a geçtiğini
iddia etti. Yine ajansa göre, Silopi ile Kuzey Irak sınırına yapılan
tank sevkıyatı, bir haftadan beri devam ediyordu. Diğer haber ise şu:
Kuzey Irak bölgesel hükümeti, Silopi’ye 16 kilometre uzakta Kabaruk’ta
petrol bulmuştu. Petrol çıkarma ve pompalama töreni ise bir gün sonra
yapılacaktı. Petrolü, CIA’nın gizli uçakları ve işkence merkezleri
konusunda ABD ile işbirliği yapma karşılığında bölgede petrol arama
imtiyazı elde eden insan hakları savunucusu Norveç bulmuştu. Silopi
üssü haberi önceleri pek dikkat çekmedi. Akşam gazetesi, Mutlu
Çölgeçen’in haberiyle konuyu gündeme taşıdı. 27 Haziran tarihinde
“Çuvaldan ortaklığa” başlıklı, dün de “Emekli ajanlar şirketi”
haberleriyle Black Hawk şirketi, üssün niteliği ve misyonu üzerine bir
tartışma başlattı. Şirketin sorumluluğu resmi olarak Irak’a giden “Türk
kamyonlarının güvenliğini sağlamak” olarak gösteriliyor. Gerçek amacın
bu olduğuna siz de inanmadınız değil mi? Emekli asker ve
istihbaratçılardan oluşan kadrosu ile zırhlı konvoy güvenliği, savunma
taktikleri, düşük yoğunluklu çatışma, terörle savaş, istihbarat, hava
operasyonları ve rehine kurtarma gibi “görev”ler üslenecek bir merkezin
“kamyon güvenliği” ile bu kadar yakından ilgilenmesi ne kadar da
şaşırtıcı! Sabah’tan Umur Talu, dün ve önceki gün, üs ve Black Hawk
şirketi ile ilgili çok ilginç detayları yayınladı. ABD’de kurulan bu
şirketin ortakları, Türkiye’deki şirketin ortakları hakkında bilgiler
aktardı. En önemlisi de, ortaklardan birinin Kuzey Irak’ta başlarına
çuval geçirilen askerlerden sorumlu dönemin Genelkurmay Harekat Dairesi
Başkanı Korgeneral Köksal Karabay’ın da ortaklar arasında bulunması.
Diğerleri; Gaffar Okan suikastinin faillerinin Hizbullahçılar olduğunu
açıklayan, devlet-Hizbullah ilişkilerine ilişkin açıklamaları bulunun
eski vali Cemil Serhadlı, eski Büyükelçi Mehmet Nuri Ezen ve benzer
isimler. Bin dönüm arazi üzerine kurulan bir üs, MİT, CIA, FBI ve Özel
Kuvvetler’den emekli kişilerden oluşan bir kadro. ABD’nin Irak
işgalinin lojistik güzergahı Silopi. Serdar Turgut, Türkiye ile ABD
arasındaki yeni Stratejik Ortaklık Belgesi’ne dikkat çekerek, ortak
operasyon ihtimali üzerinde duruyor ve Silopi’deki yapılanmanın bunun
ilk adımı olabileceğini söylüyor. Bir başka noktaya dikkat çekelim:
Üssü, ABD ordusunun karanlık işlerini yürüten ve Irak’ı parselleyen ABD
Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin şirketi Halliburton’a bağlı KBR
şirketi inşa ediyor. ABD, Irak’taki yakıt ihtiyacını büyük oranda
Türkiye’den karşılıyor. Koç Grubu ve Milangaz, bu şirketle yaptığı
anlaşma gereğince Irak’a ayda bin 600 tanker lpg gönderiyor. Günde bin
200 tanker uçak yakıtı gönderiyor. ABD’nin mazot ihtiyacının yüzde 70′i
bu kapıdan sağlanıyor. “Türk kamyonları”nın güvenliği derken bu
tankerlerin güvenliği kastediliyor. Black Havk tipi örgütlenmeler
aslında özel güvenlik şirketi. Yani özel ordu. Yani paralı askerler. Bu
güçlerin Irak’ta neler yaptığını biliyoruz. Daha önce Vietnam’da, S.
Arabistan’da, Latin Amerika’da, Güneydoğu Asya’da on binlerce insanın
kanına giren bir yapılanma bu. ABD ordusunun kirli işlerini yürüten,
savaş suçu kanıtlarını gizleyen, kitle imha silahı izlerini temizleyen,
ihale edilen katliamları yapan örgütlenmeler. CIA’nın gizli insan
kaçakçılığı, gizli işkence merkezleri de bu tür özel örgütler üzerinden
yürütülüyor. Bugün Irak’ta sayısı binleri bulan suikastleri, çok ölümlü
bombalamaları, iç savaş provokasyonlarını, mezhep çatışması
senaryolarını da bu tür örgütler yürütüyor. Yakında bu üssün şanı
sadece Irak’ta ve Türkiye’ye değil, bütün Ortadoğu’ya yayılacaktır.
İbrahim Karagül
KONTRGERiLLA-NEDIR..?
Türkiyede çeişitli
örgütlenmeler Olmuştur.Bunlar sözde devlet ve millet adına kendilerini
fedai olarak göstermişlerdir anayasal olarak hiç bir dayanağı olmıyan
Bu gibi teşkilatlanmaların asLında ülkemizin çıkarlarına çalişmadıkları
belgelerlen Ortaya Çıkmıştır. Bunların içinde KONTRGERLLA gibi
Örgütlenemelerde mevcuttur. nedir KONTRGERLLAKONTRGERİLLA’NIN TARİHÇESİ
Hitler’i tasfiye edince rahat bir nefes alabileceğini sanan ABD ve
Batı, faşistlerden sonra komünist tehditle karşı karşıya kaldığını
gördü. Bir taraftan Rusya’nın yayılmacı eğilimi, diğer taraftan ABD ve
Batı ülke halkları arasında 1917 devriminden beri sürekli yayılan
komünist ideoloji, kapitalist dünyada yaygın bir korku oldu. . Örneğin,
İtalya’da komünistlerden duyulan korku sebebiyle Rusların geleceği
beklentisi içindeydi herkes. Bir Rus işgalinde komünist sempatizanların
Rus ordularına yardım edeceğine inanılıyordu. Sınırlı Savaş ve
Kontrgerilla’nın Doğuşu Soğuk savaşın ilk yıllarında ABD’nin savaş
stratejisi, nükleer silahların da kullanıldığı topyekün bir savaş
esasına göre oluşturulmuştu. Fakat Kore, Vietnam, Kamboçya yenilgileri
ile Küba’daki sosyalist devrim bu stratejinin bir işe yaramadığını
gösterdi. Bu durum Amerika’yı yeni stratejiler arayışına itti. “Sınırlı
Savaş” teorisi ve “Dolaylı Saldırı” kavramı gündeme geldi. Bu sıralarda
hazırlanan Rockefeller Raporu’nda şöyle denilmektedir: “Bizim
güvenliğimizi sadece açık saldırılar tehdit etmiyor. Bu açık saldırılar
yanında ondan daha tehlikeli, fakat saldırı görünüşünde olmayan başka
cins tehditler de vardır. Bu tehditler; içerden yapılmak istenen
değişme ve dönüşümlerdir. Bu maskeli saldırılar bazen iç savaş
şeklinde, bazen demokratik akımlar ve reformlar biçiminde karşımıza
çıkmaktadır. Bu anlamda Yunanistan bize birinci örneği, Vietnam ikinci
ve Ortadoğu olayları da üçüncü örneği verdi. Bizim amacımız bu ve buna
benzer akımları önlemek olmalıdır. Bu akımlar, dikkatleri üzerlerine
çekecek noktaya geldiklerinde, izlememiz gereken iki yol vardır. Gerek
bizim, gerekse komünist olmayan diğer dünya devletlerinin güvenliğini
sağlamak için; mahalli kuvvetler ve akımlar tarafından sıkışık durumda
bırakılmış olan dost hükümet ve rejimlere silahlı yardımlar yapmak
zorunluluğunu duymalıyız. Bu zorunlulukla yapılacak askeri müdahale, ne
klasik askeri stratejiye uymakta, ne de geleneksel diplomatik
müdahaleye benzemektedir. Bu askeri müdahalenin kendine özgü bir biçimi
ve niteliği vardır.” (1) Finletter ise Sınırlı Savaş’ın gerekliliğini
şöyle savunmaktadır: “Amerika’yı hem intihar harbinden hem de içine
düştüğü çıkmazdan ancak ve ancak sınırlı savaşlar kurtarabilir.
Amerika’nın hür dünya liderliği ancak bu yolla devam ettirilebilir ve
nihayet mevcut milletlerarası düzen ve ilişkiler gene bu cins savaşlar
yardımıyla devam ettirilebilir. Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki,
komünistlerin kışkırttığı ayaklanma ve statükoyu bozma hareketleri
ancak sınırlı savaşlar yoluyla bastırılabilir.” (2) Kennedy’nin politik
danışmanı Samuel P. Huntington’un sözleri de şöyledir: “Önümüzdeki on
yıl içinde doğrudan doğruya saldırılarla devletlerin sınırlarına
tecavüz etmenin imkanları gittikçe azalmaktadır. Bu cinsten
saldırıların yerini, devletlerin kendi sınırları içindeki hükümet
darbeleri, gerilla hareketleri ve iç savaşların alması imkanları ise
artmaktadır. Böyle bir durumda Amerikan dostu hükümetler için ABD
silahlı kuvvetlerinin, hükümetlere veya hareketlere yardım maksadıyla
kullanılmasıyla; ister istemez bu devletlerin içişlerine karışma ve
müdahale etme sonucunu verecektir. Bu kaçınılmaz zorunlu müdahaleler;
kullanılacak silahlı kuvvetlerle diplomatik amaçların iyice
incelenmesini, değerlendirilmesini ve bunlar arasındaki sıkı
ilişkilerin daima göz önünde bulundurulmasını gerektirmektedir. Bu
bakımdan yeni bir stratejik kavrama ihtiyaç vardır. Kullanılacak silah
ve taktiklerden, yapılacak siyasi ve askeri işbirliği için gerekli
araçlara kadar, herşeyi hesaplayan bir strateji tespiti zorunlu
olmuştur.” (3) Sınırlı savaş teorisyenlerinden Reterparet ve
Sohnwshy’nin sözleri ise daha açık: “Birleşik Amerika, hoşuna gitmeyen
solcu veya solcu olmayan hükümetleri devirmek için gerilla taktiğini
kullanabilir ve kullanmalıdır. Bu tip hükümetlerin en belirgin
örnekleri, özellikle sosyalist ülkelere komşu veya yakın olan
bölgelerde bulunmaktadır.” (4) Kissinger’in Türkiye’den bahseden
sözleri Kissinger şöyle diyordu: “Sınırlı savaş stratejisinin başlıca
amaçları arasında en önemli bir yer işgal eden nokta, komünist ülkelere
komşu olan ülkelerden başlayarak Latin Amerika ülkelerine kadar
yayılmakta olduğunu gördüğümüz komünist kışkırtmalarını bastırmaktır.
Komünist ülkelere komşu olan bölge Türkiye’den başlamakta ve Uzak Doğu
Asya’ya kadar uzanmaktadır. Sınırlı savaşların yürütülmesi ihtimalinin
en fazla olduğu yerler bu bölgedeki ülkelerdir. (5) Dolaylı Saldırı
Anlaşmalarının imzalanması İkna faaliyetlerine girişilerek ABD’nin etki
alanındaki ülkelerin yöneticileriyle ve tabi Türkiye ile de “Dolaylı
Saldırı” anlaşmaları imzalanır. (6) ABD, ülkelerin sivil yöneticileri
ile de anlaşma yapmayı denemiş, asıl anlaşmaları ise o ülkelerin askeri
ya da istihbarat servisi yöneticileriyle yapmıştır. Bu anlaşmalar
gizliydi, o kadar ki, en üst düzeydeki çoğu yöneticiler ve
parlamentolar bile haberdar olmamışlardır. İtalya’daki Gladio
skandalında ortaya çıkan bilgilere göre, Gladio örgütü, ABD ve İtalya
istihbaratları arasındaki anlaşmayla kurulmuş olup kamuoyu ve
parlamentonun haberi olmamıştır. (7) NATO’nun kanatları altına gizlenen
Kontrgerilla Sınırlı savaş teorisyenlerinin önem verdikleri bir konu,
NATO stratejisinin yeniden ele alınıp iyice gözden geçirilmesi ve
Sınırlı Savaş stratejisine uygun düşen bir savaş hazırlığına NATO
ortaklarının ikna edilmesiydi. (8) Bunun başarıldığı Gladio skandalı
ile açığa çıkmıştır. NATO bünyesinde kurulan ACC (Allied Coordination
Committee - Müttefik Koordinasyon Komitesi)’nin aralarındaki
koordinasyonu sağladığı, yani komuta ettiği, NATO ülkelerinde kurulan
antikomünist karakterli gizli yeraltı teşkilatlarının varlığı birçok
NATO ülkesinin yetkilileri tarafından itiraf edildi. (9) Bu arada
Türkiye’deki durum 50′li yılların sonunda Türkiye’de sol akımlar
gittikçe gelişmekte diğer taraftan da ABD ile peşpeşe ikili anlaşmalar
imzalanmaktadır. Bu dönemde Türkiye, Amerika’nın en sadık müttefikidir.
Bu durum 1964 yılı sonlarına kadar devam eder. Türkiye’de tıpkı Batı
Avrupa ülkelerinde olduğu gibi geniş bir anti-Amerikancılık akımı
oluşmuş, Amerikan üslerinin, ikili anlaşmaların ve NATO’nun Türkiye’nin
çıkarlarına aykırı olduğu söylenmeye, yazılmaya ve kamuoyu uyarılmaya
başlanmıştır. Bu durum ABD’yi açık bir soğukluğa götürür ve ardından da
sosyal uyanışı körletmek, boğmak için CIA’nın da yardım ve
tertipleriyle örtülü faaliyetlere girişir. Sınırlı Savaş taktiklerine
ne zaman başvurulacaktı? Amerikalı teorisyenlere göre Sınırlı Savaş
taktiklerine başvurulacak iki durum sözkonusudur: 1. Hükümet ABD
taraftarıdır, ayaklanma sözkonusudur. Ayaklanma bastırılmaya, pasifize
edilmeye çalışılacaktır. 2. Ayaklanma ile ya da başka bir şekilde
hükümet, ABD aleyhtarı bir değişime uğramıştır. Bu durumda askeri darbe
ile ya da suikastlerle aleyhteki yönetici unsurlar bertaraf edilecek ve
yerlerine dost unsurlar getirileceklerdir. Yani iki durumda da Sınırlı
Savaş’a başvurularak ABD aleyhtarı akım ya da hükümetler safdışı
edileceklerdir. Washington, bu politikanın gerçekleştirilmesini
özellikle CIA eliyle yürütmektedir. Asya, Afrika ve Latin Amerika
ülkelerinde milli nitelik taşıyan, Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen
hükümetlerin CIA tertipleriyle düşürüldükleri, örneğin, Musaddık,
Peron, Betancourt, Goulart, Nukrumah, Lumumba ve benzerleri
hatırlanırsa, Amerikan çevrelerinin bu ikinci meseleye ne kadar önem
verdikleri kendiliğinden anlaşılır. (10) Pentagon’un gerilla savaşı
uzmanları bu tip savaşları üçe ayırmaktaydılar: Birincisi, sıcak
savaşta orduya yardımcı olarak düşman işgali altındaki bölgede
yürütülen gerilla savaşı, ikincisi, sömürgeci rejimlere karşı silahla
ayaklanan gerillaların yürüttüğü gerilla savaşı, üçüncüsü ise, ABD
aleyhtarı yönetimleri devirmek için Amerika’nın finanse ve teçhiz
ettiği bazı sivillerce yürütülen gerilla savaşıdır. “Ayaklanmaya Karşı
Koyma” ya da Kontrgerilla taktikleri “Dolaylı Saldırı” anlaşmaları
çerçevesinde, Vietnam, Kamboçya ve benzerlerine yapılan Amerikan
müdahalelerinin başarısızlığa uğraması ile yukarıda anlatılan
taktikleri geliştiren ABD, bunlara “Ayaklanmaya Karşı Koyma” ya da
kontrgerilla adını vermiştir. Operasyonlarda yerel kuvvet kullanımına
ağırlık verilecek, bu kuvvetlere ABD lojistik desteği ve genel
talimatları verilecektir. “Ayaklanmaya Karşı Koyma” ile amaçlanan
hedeflerden biri de, ABD ve Batı aleyhtarı akımların mümkün olduğunca,
gerilla savaşına girişebilecek güce ulaşamadan raydan çıkarılması,
pasifize edilmesiydi. Sonuç: Kontrgerilla ağları tüm Batı Avrupa’da
örüldü NATO kullanılarak uygulamaya geçildi. Üye olan her ülkede, az
sayıda ve çok seçkin subaylardan oluşan anti-komünist direniş grupları
kuruldu. Yunanistan eski Başbakanı Andreas Papendreu’nun açıklamasına
göre, bu direniş grupları her yeni katılan NATO üyesine imzalatılan
anlaşmalar çerçevesinde kurulmuş, böylece bu karanlık şebeaaae her
türlü eylem için açık çek verilmiştir. (11) Bu seçkin gruplara mensup
subaylar, halkın anti-komünist kısmını örgütleyecek ve direniş ağı o
ülkenin tümüne yayılacaktı. Amaç bir Rus işgali durumunda cephe
gerisinde aktif hale gelerek halkı direnişçilere karşı ayaklandırmak,
Rus ordularına karşı sabotaj, suikast ve benzeri yıpratma eylemleri ile
direnişe geçmektir. Bu durumda gereksinim duyacakları silahlar da o
ülkenin belirli yerlerine gömüldü. Genel bir askeri strateji
çerçevesinde ağlar, bağlantılar, depolar ve gereçler hazırlanmış,
ilgili ülkelerin savunma anlaşmalarıyla silahlı kuvvetlerinin devreye
girmesi de kayıt altına alınmıştır. Sınırların ötesinde işbirliği
yapacak ve ortak savunmaya gireceklerdir. (12) Ve artık kontrgerillalar
hizmete hazırdırlar…
----——————————————————————————–
Dipnotlar: 1 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 297 2 Amerikan
Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 260 3 Amerikan Harp Doktrinleri, M.
Fahri, s. 296 4 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 301 5 Amerikan
Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 261 6 Milliyet, 14 Kasım 1990, Ecevit’in
açıklaması 7 Milliyet, 13 Kasım 1990, “Gladio, devlet çetesi” 8
Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 264 9 Cumhuriyet, 15 Kasım
1990, “Süper NATO her taşın altında” 10 Amerikan Harp Doktrinleri, M.
Fahri, s. 300 11 Yüzyıl gazetesi, 11 Kasım 1990 12 Gladio, Leo A.
Müller, s. 36
|