08 Eylül 2008 Pazartesi 02:05  AĞLATAN İLAHİ muhammed aydın cürmüm ile geldim sana 02:11  ağlatan ilahi Ey Can Ahmed - İlahi 02:10  Hak Yaratti Alemi (Abdurrahman Önül) 02:04  Yusuf un Öyküsü (Abdurrahman Önül 02:02  Baslayalim Zikire (Abdurahman Önül) ilahi 02:00  GARiP (ilahi) Celaleddin ADA) 01:59  RAHMAN ALLAH (Celaleddin Ada) ilahi 01:57  Medine Yoluna Vardim (Ekrem Kaya) ilahi 01:55  Aziz Ustadım, İlahi 01:53  Ya Taybe ARAPÇA İLAHİ 01:49  
 Çok Okunanlar
 AĞLATAN İLAHİ muhammed aydın cürmüm ile geldim sana
 Çok Yorumlananlar
 Yusuf un Öyküsü (Abdurrahman Önül


DERİN DEVLET KİMDİR..?
Derin Devlet Kimdir..?
Türkiyenin Şu anda son zamanlarda Gündemini en Çok işgal eden Konu oLan
derin devlet Konusudur bunu hepimizde meraK Ediyoruz bizde Turksanal
olarak kendi çapimizda araştırmalar sunup yayınlıyoruz bu yayınları
özelliklen seçiyoruz amacımız arada sıradada Olsa türkiyenin gündemini
meşgul eden ve ülkemizin sahipleri sanan Bu tarz girişimleri elimizden
geldiği kadar Burada yayınlamaktır Bu konu hakkında iyi bir araştırma
yazısı sunmak istiyoruz. şayet bir nevide Olsa sizleri
aydınlatabilirsek ne mutlu bize. Devlet sırrı en çok mafyanın, çetenin
işine yarıyordu. Devlet sırrı birilerinin siyasi şantajları için ya da
işbitirmek için elinde oyuncak ediliyordu. Devlet sırlarının içyüzü
siyasetçilerin ve yüksek bürokratların eşlerinin konken partilerinden
magazin dergilerine yansıyan dedikodulardan öğrenilebiliyordu. Eski bir
MİT görevlisi Mehmet Eymür isteyince ABD’deki [adlı internet sitesinden Meclis’in ve hükümetin sahip olmadığı
bilgileri yayınlayabiliyordu. Birdenbire devletin gizli bilgi ve
belgeleri tarih ve sayısı ile bir kaç icazetli gazetecinin köşe
yazısına konu oluyordu. Birilerine aba altından sopa gösteriliyordu.
Hatta öyle şeyler yaşadık ki, siyasi kâhinlerle işbirliği yapan
gazeteciler MGK toplanmadan ve daha gündem açıklanmadan MGKínın hangi
konuları konuşacaklarından öte, toplantı başlamadan alınacak kararları
açıklamaya kadar vardırmıştı işi. Devleti savunduklarını sanan bu derin
gazeteciler, devleti küçük düşürüyordu. Toplumun devlete olan güveni
sarsılıyordu. Topyekûn savaşı manşetlerine taşıyarak iç savaş
kışkırtıcılığı yapıyorlardı. Adaleti Savunanlar Derneği İstanbul İl
Başkanı, Emekli Albay Tabib Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a göre, devletin
üstünde “Devlet İçin Devlete Rağmen” denen bir odak vardı. Bunlar bir
şekilde komutanlara ve Cumhurbaşkanı’na aracısız ulaşıp “alo”
diyebilecek kadar rahat kişilerdi. Bunların sayıları yüz kişiden biraz
fazlaydı. Sürekli bir araya gelip toplanan, tıpkı bir tarikat
ketumiyetiyle hareket eden gün geldiğinde yetkilerini alt kadrodan
gelen özel yetiştirilmiş kişilere devreden bir gruptu. Bunlar devletin
gerçek sahiplerinin kendileri olduğunu düşünüyorlardı. Bunun içinde
rejimin dizginlerini tutabilmek gayesiyle sürekli bir strateji
üretmeleri gerektiğine inanıyorlardı. Bu, “Devlet İçin Devlete Rağmen”
denilen odak, bir şekilde bir kısım komutanları da ikna ediyordu. Şu
anda Türkiye’deki Silahlı Kuvvetleri yöneten komutanlar vatansever
kişilerdi. Her şeyini feda edebilecek insanlardı. Fakat yanlış
bilgilendirildiler ve yanlış yönlendirildiler. Onlarda, post modern
darbe denilen 28 Şubat sürecini yapmaya ikna edildiler. Yani psikolojik
harbe maruz kaldılar. Bundan üç-dört sene sonra bu hatalarını
anlayacaklardı. Hatta bir kısmı şimdiden anlamışlardı. Toplumla
İletişim Başkanlığı (TİB) diye bir birim vardı. Kamuoyunda buna derin
devlet deniyor, Psikolojik harp dairesi de deniyor. İlk olarak, 1954
yılında Seferberlik Tetkik Kurumu (STK) olarak organize ediliyor, halen
daha taşrada bu şekilde çalışıyordu. Şimdi de Özel Kuvvetler
Komutanlığı deniyordu. Bu bütün dünyada kurulduğu gibi, Türkiye’de de
soğuk savaşın neticesi olarak kuruldu. Özellikle dünyayı saran komünizm
tehlikesi üzerine oluşturuldu. Herhangi bir sıcak harp zamanında
gerilla savaşıyla halkı örgütlemek için düşünüldü. 12 Eylül’den önce
komünizme karşı çok iyi kullanıldı. Ama bugün Özel Kuvvetler
Komutanlığı’nın bu amaçla kullanıldığını söylemek yanlış olurdu. Bugün
bu ÖKK’nın dışında Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarzında fikir üreten bir
grup vardı. Bu yapılanma Silahlı Kuvvetlerin emir komuta zinciri
dışında bir odaktı ve bu odak 28 Şubat kapsamında dini kesimlere karşı
Psikolojik Harp istiyordu!.. Daha önce komünizme karşı silahlı güç
olarak kullanılan Gladio’ya artık ihtiyaç kalmadı. Bundan dolayı
1990’lı yıllarda uluslar arası silah kaçakçılığı ve uyuşturucu işine
girdiler. Bu işe girdikleri için tasfiye edildiler. Şimdi yeni bir
sivil yapılanma içerisindeler. Türkiye’de şu anda bunun üzerine gidecek
siyasi bir irade yok. Rahmetli Ayhan Songar, “Türkiye’deki solculardan
psikopat, sağcılar arasından da geri zekâlı çok çıkıyor” derdi. Tabii
bunun yanında da elindeki ekmeği vermek derecesinde bir saflık var.
Şimdi yanlış da olsa hareket devletten geliyorsa “amenna” diyen
insanlar da vardı ortada. Devleti yönetenleri bir insan olarak
görmüyordu. Devleti yönetenlerin yanlışlarına hukuk çerçevesi içersinde
“yanlış yapıyorsunuz” demeyi düşünemeyen insanlar vardı. ÖHD’de etkin
bir görev almış Sami Karamısır Paşa, II. Selimin dayısı Yasef Nassi’den
bu yana Yahudiler Türkiye içersindeki gizli örgütlerde etkili
olmuşlardı. “Devlet İçin Devlete Rağmen” örgütünün ardında da tröst
devletler hükmündeki siyonist lobilerin gücü ve adamları vardı. Bunlar
medya-siyaset-sermaye destekli organize bir hareketti. Sermayeyi
kullanarak Ankara’daki yüksek rütbeli bürokratlara ulaşarak onları ikna
ederek faaliyetlerini belirliyorlardı. Bunların başarısında sermayeyi
yanlarına almalarının büyük rolü vardı. Bu mekanizma, uluslar arası bir
organizasyonun Türkiye ayağıydı. Ve bunlar tarafından organize bir
çalışmayla Türkiye’deki devlet adamları ve komutanlar yanıltılarak ikna
edildi. Yanıltılıp kullanılmada en önemli argüman özellikle İran
olayının yanlış yorumlanıp, aksettirilmesi olmuştu. Bu provokasyonların
karşısında özellikle cemaat ve tarikatlar çok olumlu bir psikolojik
harp uyguladılar. Türkiye’deki dindar insanlara inançlarından dolayı
yapılanlar Sudan veya başka bir İslam ülkesinde yapılsaydı kesinlikle
iç savaş çıkardı. Türkiye’de bu savaşın çıkmaması çok ilginçti. Bu da
Türkiye’deki toplumun demokratik ve hukuk olgunluğu içersinde
olmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca bunların askerin karşısında
demokratik bir şekilde durmaları olabilecek bir çok hadiseyi
engellediği gibi bir kısım komutanların gözünü açmasına da vesile oldu.
Strateji uzmanı Nurullah Aydın, “medya-mafya-sermaye-bürokrasi-asker”
ilişkisi derin devlet denen oligarşik yapının temellerini
oluşturmaktadır. Kullanılan terminolojileri de Atatürkçülük, Lâiklik,
Cumhuriyetçiliktir. Buradan yola çıkılarak kendi düşüncelerinde olmayan
insanları irticaya destek veriyor, cumhuriyeti tehliaaae düşürüyor
şeklinde harcamaya kalkıyorlar” diyordu. Bu psikolojik bir savaş
yöntemi, 1994 ve 95’de brifinglerle yapıldı. Bu brifinglerde işlenen
konu şu; “Türkiye’deki irticaî faaliyetler öyle artı ki, böyle giderse
2005 yılında ülke irticanın eline geçecek”ti. Bu irticaî faaliyetler
olarak da toplumun cami yapmasını, Kur’an kursları açmasını, İmam
Hatiplerin ve başörtülü bayanların artmasını misâl gösterdiler. Yani
toplumdaki doğal olan dindarlaşmayı terörist bir hareket gibi
algıladılar. Kimse “irtica” kelimesini tanımlamıyor. Bu da şuurlu
olarak yapılıyordu. Bunun içinde “Kitlesel İş Tehditi”ni
kullanıyorlardı. Bu faşizmin bir yöntemiydi. Derin devlet, elbette MİT
veya Özel Harp Dairesi’den ibaret değildi. Derin devlet bir trendi ve
kompartımanları vardı. Bunun içinde hukukçusu, üniversite öğretim
üyesi, gazetecisi, işadamı, mafyası ve tetikçisi bulunuyordu. Karar
mekanizması, bileşik kaplarda olduğu gibi, bir tanesinden bir şey
basıldığı vakit, hepsi otomatik olarak aynı ayar noktasına
geliyorlardı. Hepsi de ani bir refleksle birbirleriyle dayanışma içine
giriyorlardı. Mesela Abdullah Çatlı uyuşturucu iddiasıyla Fransa’da
yakalandığında, avukatlık işi için hapishanede ilk 12 Mart döneminin
sol liderlerinden Sarp Kuray’ı aramıştı. Derin devletin sol unsurları
da, sağ unsurları da vardı. Yapının bütün unsurları bütünleşmişti. Yani
o sağcı, ben solcuyum; ben sağcıyım, o Kürtçü diye bir ayrım yoktu. Bu
devasa yapı Türkiye’de operatif eylemler yaptı. Bu operasyonlar,
Susurluk ve sonrasında iç çatışmalara sebep oldu. Çünkü biri konuştu,
diğeri kendini kurtarma derdine düştü derken, bu yapıda çözülme oldu. O
dönemin kimi önemli gazetecileri şimdi önemsiz oldu. Kimi önemli
işadamları şimdi ya battı, ya önemini yitirdi. Kimi önemli polisleri
şimdi ya yaşamıyor ya da bir kenara itildi. Bu yapının çözülmesinde bir
de tabii Türkiye’nin Batı dünyasıyla entegrasyon sürecine girmesi de
rol oynadı. Türkiye bugün ciddi bir değişim içinde. Gerçi derin
devletteki irtibatların tortuları hâlâ yaşanıyor, adam askerden emekli
oluyor, gidiyor bir mafya babasına danışmanlık yapıyor ama… Gene de
derin devletin bu kısmı 1996′dan beri sıkıntıdaydı. Kendi işlerine
gelen eylemleri yapamıyorlardı. Militarist Derin Devlet dediğimiz yapı;
hedeflerinden biri olan AB konusundan dolayı açmak zorunda kaldığı
kapıyı, -belli ölçüde kontrolünden çıkmış gibi görünen- seçimler sonucu
ortaya çıkan AK Parti iktidarına, bugüne kadar olduğu gibi istediği
şekilde yönlendirebilme şartlarının olabileceğini düşünerek açık tutu.
Aslında CHP-DYP-MHP iktidarını öngürmüşlerdi; seçimlerde DYP ve MHP
baraj dışında kalınca şok oldular. Umut haline gelen AB süreci; gerek
ekonomik olarak ve gerekse de siyasi olarak bu konuda kararlılığını
ortaya koyan AK parti iktidarını şimdilik benimsemelerine yol açtı.
Gelişmeler dengelerin, TSK aleyhine bozularak geliştiğini gösterse de,
bugüne kadar olduğu gibi, aynı ölçede bir güçle olmasa da direnmeyi
sürdürecek toplumsal ve siyasi desteğe sahip olduğu gözardı edilemezdi.
Siyasi iktidar boşluk bırakmazsa derincilere meydan daralıyordu. Derin
deevlet sakinleri 11 Eylül ile gelişen sürecin kendisi lehine
gelişeceğini düşünerek direncini bugüne kadar sürdürmüş ve bugün de
aynı şartların oluşabileceğini, yani bölgede askeri çözümlerin ön plana
çıkabileceğini, dolayısıyla kendisine ihtiyaç duyulabileceğini hesap
ediyorlar. ABD ve İsrail’in dayattığı Büyük Ortadoğu Projesi, derin
devletin zaruriyetini perçinledi. Dolayısıyla; toplumdaki yenilenme ve
siyasetin yeniden yapılandırılması isteğinin, TSK’nın bu hedef ve
yapılanmasına yönelmemesi, taleplerin bu doğrutuda oluşturulmaması,
ancak Çetin Altan’ın her zaman dediği gibi “21.yüzyıla girerken
Türkiye’yi de mutlaka biçimlendireceklerdir, enseyi karartmayın”
demesinden farklı bir anlam taşımayacaktı.


23:17:00
08 Eylül 2008
Bu haber  615  kere okundu Yazıcıya Yolla
YORUMLAR
Bu Habere Yorumunuzu Ekleyin
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
Güvenlik Kodu 7Oqjf   Lütfen yandaki kodu kutucuga giriniz.
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir
Döviz Kurları
  Alış Satış
$ Dolar 1.2157 1.2216
Euro 1.7318 1.7402
Untitled Document
  Hava Durumu
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
 Videolu Haberler
 AĞLATAN İLAHİ muhammed aydın cürmüm ile geldim sana  ağlatan ilahi Ey Can Ahmed - İlahi
 Hak Yaratti Alemi (Abdurrahman Önül)
 Yusuf un Öyküsü (Abdurrahman Önül
 Baslayalim Zikire (Abdurahman Önül) ilahi
 GARiP (ilahi) Celaleddin ADA)
 RAHMAN ALLAH (Celaleddin Ada) ilahi
 Medine Yoluna Vardim (Ekrem Kaya) ilahi
 Aziz Ustadım, İlahi
 Ya Taybe ARAPÇA İLAHİ
 Medine (Abdurahman Önül) ilahi
Genel Editör
Ali Bayramoğlu
Dünyayı alarma geçiren iki olay!
Yazarlarimiz
Fehmi Koru
Maçı da gönülleri de kazanmalıyız
İbrahimKaragül
İngiltere Türkiye'yi Ergenekon'la vurmuş!
Ahmet Kekeç
Ben olsam Şener Paşa'ya ne sorardım?
Iletisim   |   Künye   |   Anasayfam yap   |   Sik Kullanilanlara Ekle
Optimizasyon IE 5+ ve FF1+[ 1024 x 768 ] & Macromedia Flash

Türksite

Sitede verilmis baglantilarin içeriklerinden sadece site sahipleri; yazilan yazilardan ise sadece yazarlari sorumludur. Tüm içerikleri Alıntı yaparak Kullanabilirsiniz.




domain