Sitene Ekle | Arsiv | Iletisim | Anasayfam Yap | Sık Kullanilanlara Ekle
07 Ocak 2009 Çarşamba
Gazeteler

Genel Editör
Ali Bayramoğlu
DTP ne yapmak istiyor?
Yazarlarımız
Fehmi Koru
Başsavcı neyi araştırıyor?
İbrahimKaragül
Korsanlara karşı Türk askeri mi gidecek!
Ahmet Kekeç
Ergenekon avukatından al haberi
Hayrettin Karaman
Krizin sebepleri
Misafir Yazarlar
Gülay GÖKTÜRK
Devlet eliyle hayırseverlik
Nuh GÖNÜLTAŞ
JİTEM’in asit ölüm çukurları nerede?
Samil Tayyar
Apo’ya ‘acil’ kodlu mesaj
MASONLARIN DİNE KARŞI SAVAŞI
MASONLARIN DİNE KARŞI SAVAŞI
2008-04-27 - 23:40

MASONLARIN DİNE KARŞI SAVAŞI


Masonluk varlığını
ilk kez 1717'de İngiltere'de resmi olarak ilan etti. Bu tarihten
sonra, önce İngiltere'de, ardından başta Fransa olmak üzere kıta
Avrupası'nda yayılan masonluk, her ülkede din karşıtlarının toplanma
yeri oldu. Kendilerini "hür düşünürler" olarak ilan eden -bununla,
İlahi dinleri tanımadıklarını ifade eden- pek çok Avrupalı mason
localarında buluştu. Mimar Sinan dergisindeki "Masonluğun İlk Devirleri"
başlıklı bir makalede belirtildiği gibi, "Masonluk, kiliselerin
dışında hakikati arayanların biraraya geldiği, toplandığı yer, melce
oluyordu."113


Dahası "hakikati dinin dışında arayan" bu zümre, dine karşı da
büyük bir husumet duyuyordu. Bu nedenle örgüt, kısa sürede Kilisenin,
özellikle de Katolik Kilisesi'nin rahatsızlık duyduğu bir güç merkezi
haline geldi. Bu masonluk-Kilise çatışması giderek büyüyerek 18.
ve 19. yüzyıl Avrupası'na damgasını vuracaktı. 19. yüzyılın ikinci
yarısında Avrupa dışındaki coğrafyalara da yayılmaya başlayan masonluk,
gittiği her ülkede din karşıtı felsefelerin ve hareketlerin çıkış
noktası haline gelecekti.


Mimar Sinan dergisindeki "Politika ve Masonluk" başlıklı bir makalede,
masonluğun bu din karşıtı savaşı şöyle açıklanmaktadır:



Franmasonluk siyasal bir parti olmamakla beraber, siyasal ve
sosyal olayların akımına uygun olarak uluslararası birleşik ve
sosyal bir kuruluş halinde örgütlenmesi 18. yüzyılın başlarına
rastlar. Mezheplerin özgürlük kurallarını uygulamaya çalıştığı
sırada, onlara yardım için, din adamları kurallarının (ruhban
heyetlerinin) nüfuz ve iktidarlarına karşı savaş açmak durumuna
giren farmasonluğun yıkmak istediği şey,
Kilisenin hükümetler ve halk üzerindeki tahakkümü idi.

Bundan dolayı 1738 ve 1751 yıllarında Papa tarafından dinsiz olarak
ilan edilmiştir... Farmasonluk, mezhepler özgürlüğü
ilkelerini amaç edinen ülkelerde yalnız ismen gizli ve esrarlı
toplantıları olan bir dernek halinde kalmış ve bu gibi memleketlerde
hem müsamaha ve hem de teşvik görerek, vakit ve hali uygun orta
sınıf halk ile yüksek memurlardan taraftarlar bulmuş ve mason
olan devlet erkanını kendi örgütlerinin başkanlık makamına geçirmiştir.
Katolik mezhebinin herkes için mecburi olduğu güney memleketlerinde
ise, gizli, yasak ve kanuni tekib ve izlenmeye
maruz devrimci bir dernek niteliğini muhafaza etmiştir.

Bu memleketlerde orta sınıftan hür düşünceli gençler ve hükümetlerinin
yönetiminden memnun olmayan subaylar mason localarına girmeye
ve böylece, İspanya, Portekiz ve İtalya'da
ve özellikle Vatikan Kilise Hükümetinin tahakkümü altındaki rejimler
aleyhine devrimci tertipler alınmaya başlanmıştır
.114



Kuşkusuz burada mason yazar kendi örgütünün lehinde bir üslup kullanmakta,
masonluğun "kilise tahakkümü"ne karşı savaştığını ileri sürmektedir.
Ancak konuyu yakından incelediğimizde, pek çok ülkede "tahakküm"
kavramının asıl olarak masonlar tarafından kurulan veya desteklenen
rejimlere uygun düştüğünü görürüz. Öte yandan, masonluğun "tahakküme
karşı savaşma" iddiasının da göstermelik olduğu sonucuna varırız.
Kilise, -Hıristiyanlığın çarpıtılmış olması sebebi ile- gerçekten
de skolastik fikirler ve baskıcı uygulamalar sergilemesine rağmen,
masonluğun kilise düşmanlığı bu sosyal meseleden değil, İlahi dinlere
karşı duyduğu nefretten kaynaklanmıştır.


Masonluğun yapısına, rit ve ayinlerine bir göz atmak, bu konuda
fikir vermek için yeterlidir.




BİR MASON LOCASI ÖRNEĞİ: "CEHENNEM ATEŞİ KULÜBÜ"


Masonların 18. yüzyılda nasıl bir örgütlenme içinde olduklarını,
nelerle uğraştıklarını anlamak için yapılması gerekenlerden biri,
o dönemde ortaya çıkan çeşitli masonik gizli dernekleri incelemektir.
Bu derneklerden birisi, 18. yüzyılın ortalarında İngiltere'de aktif
olan "Cehennem Ateşi Kulübü"dür. (Hell Fire Club) Bu kulübün masonik
yapısını ve sahip olduğu din aleyhtarı, pagan kimliği, mason yazar
Daniel Willens "The Hell-Fire Club: Sex, Politics, and Religion
in Eighteenth-Century in England" adlı makalesinde açıklamaktadır.
Masonlar tarafından açılan "thefreemason.com" isimli internet sitesinde
yayınlanan makaleden bazı ilginç pasajlar şöyledir:



İngiltere'de Kral III. George'un hükümdarlığı
döneminde, mehtaplı gecelerde, pek güçlü hükümet üyelerinin, önde
gelen aydınların ve etkili sanatçıların hep birlikte Thames nehrinin
üzerinde bir tekne içinde West Wycombe civarında bulunan bir manastır
yıkıntısına doğru yol aldıkları görülebilirdi. Orada, keşiş kıyafetlerine
bürünen bu saygıdeğer kişiler, kutsallığını yitirmiş bu manastırın
çanlarının çalmasıyla birlikte, her türlü ahlaksızlığa kendilerini
kaptırırlardı. Gece, kendini sefahate adamış bir soylu kadının
çıplak vücudu ile kutlanan bir Kara Ayin ile doruk noktasına ulaşır,
şeytani tapınmalarını tamamlayan ele başları Britanya İmparatorluğu'nun
gidişatı ile ilgili komplolar kurmak için cümbüşe ara verirlerdi.


Halk arasında "Cehennem Kulübü" olarak tanınmış olmalarına karşın,
bu günah tarikatı, kendilerini, bir Gotik özenti ile "Medmenham'lı
St. Francis Keşişleri" diye adlandırırlardı. Bu dedikodu dolu
dönemde, topluluğun şeytani etkinlikleri hakkında epey söylenti
yayılmıştı, hatta 1765 yılında Charles Johnstone adlı bir yazar
Medmenham Keşişleri'nin gizlerini açıkladığı "Chrystal" isimli
bir roman yayınlamıştı.









18. yüzyıl mason localarındaki garip
ayinlerin bir tasviri


Medmenham Keşişleri'nin en önemli öncüsü, Wharton Dükü Philip
(1698-1731) tarafından 1719 yılında Londra'da kurulan Cehennem
Kulübü'dür. Wharton, liberal partiden ileri gelen bir politikacı
ve bir masondu. Aynı zamanda ateist olan Wharton, satanist şenliklere
alenen önderlik ederek, dini alaya almaya çabalardı. Wharton,
1722 yılında Londra Büyük Locası'nın Büyük Üstadı seçildi...


1739 Yılında Dashwood, Abbe Nicolini'yi görmek için gittiği Floransa'da,
Divan Kulübüne katılacak olan Lady Mary Wortley Montagu ile karşılaştı.
Bu dönemde İtalya'da masonların işleri pek yolunda gitmiyordu.
Papa XII. Clement, engizisyonu mason localarının aleyhine döndüren
yeni bir kararname yayınlamıştı. Ancak, 1740 yılının başlangıcında
Papa öldü. Yeni Papa'yı seçecek olan kardinaller kurulu toplantısı
yapılırken, Dashwood Roma'ya gitti. Masonların en büyük düşmanı
Kardinal Ottiboni kimliğine girdi ve halkın önünde maskaralıklar
ve sövgülerle dolu sahte bir ayin düzenleyerek Ottiboni ile alay
etti....


Keşişlerin gerçek eylemlerini öğrenebilmek için gerekli belli
başlı bilgiler herhalde toplantı salonunda bulunmalıydı. Ancak
salonun hem döşenişi, hem de kullanılış tarzı bu güne kadar esrarını
korudu. Sansasyon yaratmaktan hoşlanan yazarlara göre, bu salon
tam bir satanist tapınaktı. Oysa, mason toplantıları için kullanıldığını
varsaymak çok daha akla uygun görünüyor. Medmenham Keşişleri'nin
önde gelen üyelerinden biri olan ve ancak kulüpten ayrıldıktan
sonra masonluğa giren John Wilkes , eski dostlarına kara çalan
bir makalesinde şunları anlatmıştı: "Kutsal günlerde keşişlerin
bir araya gelerek en gizli ayinleri yaptıkları ve şatafatlı törenlerle
kutsal adakları BONA DEA adına sundukları, bu Eleusis Gizemleri
toplantılarına hiçbir günahkâr göz bile bakmaya cesaret edemezdi."
Dashwood'un politik düşmanlarından biri olan ve kulübe kesin bir
tavırla karşı çıkan Sir Robert Walpole'un oğlu Horace, manastır
hakkında şu alaylı sözleri söylemişti: "Öğretileri ne olursa olsun,
uygulamaları tam olarak pagandı: Bu yeni kilisenin şenliklerinde
hiç gizlemeden Bacchus ve Venüs'e kurbanlar sunarlar, şarap fıçıları
ile tanrıça heykelleri gırla giderdi."...


Eğer o dönemlerde mevcut idiyse bile, Medmenham Keşişleri'nin
üye listesi bugün elde değil. Ancak, pek büyük bir olasılıkla
kulübe üye olan kişiler arasında, Dashwood'un kardeşi John Dashwood-King,
Sandwich Earl'ü John Montagu, John Wilkes, George Bubb Dodington,
Baron Melcombe, Paul Whitehead ve daha birçok meslek sahibi kişiler
ve yerel toprak sahiplerinin bulunduğu biliniyor... Kamunun gözünde
skandal sayılacak kadar önemli kişiler bunlar.


Dashwood'un bugüne dek yarattığı etkinin tam merkezinde din sorunu
vardır... Cinsel büyüler, manastırda bulunan Kabala kitabı, her
fırsatta ortaya çıkan Harpokrat'ın resmi, Dashwood'un masonlarla
olan ilintisi ve Medmenham Manastırı'nda bulunan Theleme sloganı
gibi unsurlar, Cehennem Ateşi Kulübünün erken bir "Crowley'cilik"
olduğunu düşündürmektedir. Çok daha ciddi bir yaklaşım ise, Dashwood'un
mason bağıntılarının üzerinde durarak, manastırın toplantı salonunun
bir mason mabedi olduğunu, büyük olasılıkla isabetli olarak, ileri
sürebilir. 115



Bu uzun alıntıyı aktarmamızın nedeni, 18. yüzyılda ortaya çıkan
masonik örgütlenmenin nasıl bir atmosferde geliştiğine, kişileri
nasıl etkilediğine dair iyi bir fikir vermesidir. Masonluk, gizemli,
merak uyandırıcı, cezbedici bir örgüt olarak ortaya çıkmış, üye
olan kişilerde, toplumun genel inançlarına aykırı davranmanın getirdiği
bir tür psikolojik tatmin meydana getirmiştir. Masonik ayinlerin
temel özelliği ise, az önceki alıntıda da vurgulandığı gibi, İlahi
dinlerin sembol ve kavramları yerine pagan sembol ve kavramları
yüceltmesidir. Böylece, sadece sembolizm yoluyla dahi, masonluğa
giren kişiler Hıristiyanlığı terk ederek paganlaşmışlardır.


Ancak masonluk sadece garip ayinler düzenlemekle kalmamış, Avrupa'yı
İlahi dinlerden uzaklaştırıp pagan bir kültüre sürüklemek için siyasi
bir strateji de izlemiştir. Bu bölümde Avrupa tarihinin bazı önemli
kilometre taşlarına ülke ülke bakacak ve bu aşamalarda masonluğun
dine karşı yürüttüğü söz konusu savaşın izlerini araştıracağız.
İlk bakmamız gereken ülke, Fransa'dır.




FRANSA'DA DİN KARŞITI MÜCADELE


Fransız Devrimi'nde masonların oynadığı büyük
rolü daha önceki çalışmalarımızda incelemiştik. Aydınlanma filozoflarının
çok büyük bir bölümü, özellikle de din aleyhtarı görüşleri en keskin
olanlar, masondular. Fransız Devrimi'ni hazırlayan ve ona öncülük
eden Jakobenler de yine locaların üyeleriydiler.116


Devrimin içinde masonların oynadığı rol, Comte
Cagliostro adlı bir "ajan-provokatör" tarafından henüz o yıllarda
itiraf edilmişti. Cagliostro 1789'da Engizisyon tarafından tutuklanmış
ve sorgu sırasında önemli itiraflarda bulunmuştu. Anlattıklarının
başında, masonların tüm Avrupa'da zincirleme bir devrim yapma planları
geliyordu. Masonların asıl amacının ise, Papalığı yok etmek olduğunu
ya da Papalığın ele geçirilmesinin hedeflendiğini açıklamıştı. Cagliostro'nun
itirafları arasında, uluslararası Yahudi bankerlerin tüm bu devrimci
faaliyetleri finansal yönden desteklediği, Fransız Devrimi'nde de
yine Yahudi kaynaklı paraların önemli rol oynadığı da yer alıyordu.117


Nitekim Fransız Devrimi, tam anlamıyla bir "din karşıtı devrim"
oldu. Devrimciler aristokrasinin yanında din adamlarına karşı da
büyük bir tasviyeye giriştiler. Çok sayıda din adamı öldürüldü,
dini kurumlar ortadan kaldırıldı, ibadethaneler tahrip edildi. Hatta
Jakobenler, Hıristiyanlığı tamamen ortadan kaldırmak ve yerine "akıl
dini" adını verdikleri pagan bir inanç yerleştirmek için uğraşmışlardı.
Ancak bir zaman sonra devrim onların da kontrolünden çıktı ve Fransa
tam bir kaosa sürüklendi.


Masonluğun bu ülkedeki misyonu devrimle birlikte bitmedi. Devrimin
ardından doğan karmaşa, sonunda Napoleon'un iktidarı ele geçirmesiyle
istikrara kavuştu. Ancak bu dönem de uzun sürmedi, Napoleon'un tüm
Avrupa'ya hükmetme hırsı, iktidarının sonunu getirdi. Bundan sonra
da Fransa'da istikrar ve monarşi yanlıları ile devrimciler arasındaki
çatışma sürdü. 1830'da ve 1848'de ve 1871'de üç ayrı devrim daha
yaşandı. 1848'de "İkinci Cumhuriyet", 1871'de ise "Üçüncü Cumhuriyet"
kuruldu.


Bu çalkantılı dönemin içinde masonlar her zaman son derece aktif
oldular. En büyük hedefleri ise, kiliseyi ve dini inançları zayıflatmak,
dini değer ve kuralların toplum üzerindeki etkisini yok etmek, dini
eğitimi ortadan kaldırmaktı. Masonluk, "antiklerikelizm" (kilise
düşmanlığı) olarak bilinen sosyal ve siyasi hareketin karargahı
gibi işlev gördü.


The Catholic Encyclopedia, "Grand Orient" olarak bilinen Fransız
masonluğunun bu din karşıtı misyonu hakkında önemli bilgiler vermektedir:



Grand Orient'in resmi bülten ve el kitabında
bulunan Fransız masonluğunun resmi dökümanları, Fransız Parlamentosu'na
geçmiş Kilise karşıtı tüm kanunların Mason localarına önceden
geçirildiğini ve Grand Orient'in yönetimi altında uygulandığını
ispatlamaktadır. Ki burada açıkça ifade edilen amaç, Fransa'daki
herşeyi kontrol altına almaktır. 1903 Kongresi'nde resmi konuşmacı
olan vekil Massé, 1898 Kongresi'ndeki konuşmasını şöyle anlatıyor:


''Masonluğun en önemli görevi politik ve laik mücadelelere her
gün daha fazla müdahale etmektir... Kilise karşıtı mücadeledeki
başarı büyük ölçüde masonluk sayesindedir. Masonluğun ruhu, programları,
yöntemleri galip gelmiştir. Eğer (Kilise karşıtı) blok kurulduysa,
bu masonluk ve localarda öğretilen disiplinin sonucudur... Eğer
işimizi bitirmek istiyorsak, ki henüz bitmemiştir, tetikte olmalıyız
ve karşılıklı güvene sahip olmalıyız. Bu iş, yani kiliseye karşı
mücadele, biliyorsunuz ki halen sürmektedir. Cumhuriyet, kendisini
dini kurumlardan kurtarmalı ve bunun için onları güçlü bir darbeyle
süpürmelidir. Yarım yaptırımlar her yerde tehlikelidir, karşımızdakiler
tek bir darbeyle ezilmelidir.118










18. yüzyıldaki Fransız mason localarına
dair bir illüstrasyon


The Catholic Encyclopedia, Fransız masonluğunun dine karşı verdiği
savaşı anlatmayı şöyle sürdürmektedir:



Gerçekte 1877'den itibaren Fransa'da uygulamaya
konan; eğitimin dinden soyutlanması, özel Hıristiyan okullarına
ve hayır derneklerine karşı yaptırımlar, dini kurumların kapatılması,
Kilisenin mallarına el konması gibi "kilise karşıtı" tüm Masonik
reformlar, sadece Fransa'da değil, tüm dünyada insan toplumlarının
anti-Hıristiyan ve din dışı bir şekilde yeniden organize edilmesi
hedefine yöneliktir. Dolayısıyla Fransız masonluğu, Masonluğun
tümünün öncüsü olarak, evrensel bir Masonik Cumhuriyetin kurulacağı
bir çağın başlangıcını kutlamak eğilimindedir. Grand Orient'in
Büyük Üstadı Senator Delpech, 20 Eylül 1902'deki konuşmasında
şöyle demektedir:


"Celileli'nin zaferi 20 yüzyıl sürdü, ama şimdi ölüm zamanı geldi...
Masonik Birliğin kurulduğu günden, Celileli efsanesinin üzerine
kurulmuş olan Roma Kilisesi'nin erimesi de zaten başlamıştı."119



Söz konusu masonun "Celileli" derken kast ettiği kişi Hz. İsa'dır.
Çünkü Hz. İsa, İncil'e göre Filistin'in Celile (Galile) kentinde
doğmuştur ve yine İncil'de Hz. İsa'ya "Celileli İsa" diye seslenildiği
bildirilir. Dolayısıyla masonların Kilise nefreti, Hz. İsa'ya ve
onun şahsında tüm İlahi dinlere duydukları nefretin bir ifadesidir.
19. yüzyılda inşa ettikleri materyalist, Darwinist ve hümanist kültürle,
kendilerince, İlahi dinleri öldürdüklerini ve Hıristiyanlık öncesinde
olduğu gibi Avrupa'yı tekrar pagan yaptıklarını düşünmüşlerdir.


Bu sözlerin söylendiği 1902 yılında, Fransa'da çıkarılan bir seri
kanun, din karşıtlığını ileri boyutlara götürmüştür. Tam 3000 dini
okul kapatılmış, okullarda herhangi bir dini eğitim verilmesi yasaklanmıştır.
Pek çok din adamı hapsedilmiş, bazıları ülkeden sürgün edilmiş,
dindarlar adeta ikinci sınıf insan uygulaması görmeye başlamıştır.
Bu nedenle 1904 yılında Vatikan, Fransa ile olan tüm diplomatik
ilişkilerini kesmiş, ama Fransa'nın tavrında bir değişiklik olmamıştır.
Ta ki Fransa I. Dünya Savaşı'na girip, Alman orduları karşısında
yüz binlerce insanını kaybedip, gururu kırılıp, "maneviyat"ın önemini
anlayana dek.


Fransız Devrimi'nden başlayarak 20. yüzyıla kadar süren din karşıtı
savaş, The Catholic Encyclopedia'nın belirttiği gibi, "önceden mason
localarında geçmiş olan kanunların meclise onaylatılması" ile yürümüş,
yani temelde Fransız masonluğunun (Grand Orient'in) bir operasyonu
olarak devam etmiştir. Bu gerçek, mason kaynaklarından açıkça anlaşılmaktadır.
Örneğin Türk masonlarının bir yayınında "Gambetta Birader'in 8 Temmuz
1875 günü Clémente Amitié Locası'nda Yaptığı Konuşmadan" şu alıntı
yapılmaktadır:



İrtica hortlağı Fransa'yı tehdit ederken,
din doktrinleri ve geri fikirler, modern cemiyetin prensiplerine
ve kanunlarına karşı hücuma geçerken, Fran-masonluk gibi çalışkan,
ileri görüşlü, hür ve kardeşlik umdelerine bağlı bir teşkilatın
sinesinde, Kilisenin hudutsuz iddiaları, gülünç izamları ve adi
tecavüzleri ile mücadele etme kuvvet ve tesellisini buluyoruz...
Uyanık olmalıyız ve mücadeleye dayanmalıyız. Beşeriyetin nizam
ve tekamül idealini teessüs ettirmek gayesiyle, aşılamayacak siperimizi
temin edecek dayanışmayı kuralım.120



Dikkat edilirse masonik edebiyat sürekli olarak kendi fikirlerini
"ilericilik" olarak göstermekte, dindarları ise "gericilikle" itham
etmektedir. Oysa burada yapılan bir kelime oyunudur. Alıntıda "irtica
hortlağı" olarak söz edilen kavram, zaten gerçek dindarların da
karşı olduğu bir olgudur. Ama masonlar bu ifade ile gerçek ve hak
dini hedef almakta, insanları dinden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, asıl olarak masonluğun savunduğu materyalist-hümanist
felsefe, Eski Mısır, Eski Yunan gibi pagan medeniyetlerden miras
kalmış oldukça batıl ve "geri" bir düşüncedir.


Dolayısıyla masonların "ilericilik-gericilik" söyleminin hiçbir
gerçekçi temeli yoktur. Gerçekte böyle bir temel de olamaz, çünkü
masonlar ile dindarlar arasındaki çelişki, her ikisi de tarihin
en eski devirlerden bu yana var olan iki fikrin arasındaki çelişkinin
bir tekrarından başka bir şey değildir. Bu iki fikirden birincisi,
insanın Allah'ın dilemesiyle yaratılmış ve O'na ibadet etmekle sorumlu
bir varlık olduğunu beyan eden dindir, ki doğru olan da budur. Diğeri
ise, insanın yaratılmadığını, başıboş olduğunu ve hayatının da bir
amacı bulunmadığı öne süren inkarcı düşüncedir. Bu gerçek anlaşıldığında,
gericilik-ilericilik gibi yüzeysel kavramların pek bir mana taşımadığı
da görülür.


Masonların "ilerleme" kavramını kullanarak gerçekte dini yok etmek
istedikleri, The Catholic Encyclopedia tarafından şöyle açıklanıyor:



Aşağıdakiler (masonluk tarafından kullanılan)
en önemli yöntemler olarak sayılabilir:


Açık bir baskı politikasıyla veya Devlet ve Kilise arasındaki
ayrım adı altındaki daha ikiyüzlü sistemi kullanarak, Kilisenin
ve dinin tüm sosyal etkisini yok etmek... Kiliseyi, tüm gerçek
dini, yani insanüstü bir kaynaktan gelen dini ortadan kaldırıp,
bunun yerine "insanlık" gibi soyut kültler yerleştirmek... Aynı
şekilde "dinler arasında ayırım yapmamak" sloganı altında, tüm
özel ve kamusal hayatı, en başta da toplumsal yönlendirim ve eğitimi
sekülerleştirmek.


Grand Orient (Fransız Büyük Locası) tarafından kast edildiği
manasıyla, söz konusu "dinler arasında ayırım yapmamak" kavramı,
anti-Katolik, anti-Hıristiyan, ateist, pozitivist veya agnostiktir.


(Grand Orient'e göre) çocukların düşünce özgürlüğü ve vicdanı
tamamen ve sistematik olarak okulda şekillendirilmeli ve mümkün
olduğunca Kilisenin ve din adamlarının hatta kendi ailelerinin
bile etkisinden çıkarılmalı, bunun için gerekirse fiziksel ve
manevi yaptırımlar kullanılmalıdır. Grand Orient grubu, bunu,
nihai hedefi olan evrensel sosyal cumhuriyetin kurulması... için
asla vazgeçilemez ve yanılmaz bir yol olarak görmektedir.121



Görüldüğü gibi masonluk, "sosyal yaşamın özgürleşmesi" adı altında,
toplumun tamamen dinsizleştirilmesine yönelik bir program yürütmüştür
ve hala da yürütmektedir. Bunun, her vatandaşın dini inancına saygı
duyan, bu inancın özgürce yaşanması için fırsatlar sağlayan demokratik
laiklik modeli ile karıştırılmaması gerekir. Söz konusu demokrat
laiklik modeli, dindar olan veya olmayan her bireyin veya grubun
özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Oysa masonluğun amaçladığı
"sekülarizasyon", toplumun ve bireylerin zihninden dinin tamamen
çıkarılmasını ve bu amaçla dindarlara baskı yapılmasını hedefleyen
bir kitlesel beyin yıkama programıdır.


Masonluk içinde bulunduğu her ülkede, o ülkenin kültürüne ve şartlarına
uygun biçimde bu programı yürütmeye çalışmıştır.


Bu ülkelerden biri, Almanya'dır.



ALMANYA'DA DİN KARŞITI KAMPANYA: "KULTURKAMPF"










Otto von Bismarck



Bundan 150 yıl önce Avrupa'da Almanya diye bir ülke yoktu. Bugünkü
Almanya'nın topraklarında pek çok prenslik hüküm sürüyordu. Bunların
en büyüğü ise, bugünkü Almanya'nın doğu kısmını ve Polonya'nın büyük
bölümünü kaplayan Prusya idi. Prusya 1860'larda diğer Alman devletçiklerini
kendine katmaya başladı ve 1871'de Birleşik Alman İmparatorluğu'nu
kurdu. Bu yeni devletin hakimi ise Prusya Başbakanı ve Almanya Şansölyesi
Otto von Bismarck'tı.


Bismarck özellikle dış politika yönünde başarılı
bir devlet adamıydı. Ama iç politikada aynı başarıyı gösteremeyecekti.
Bunun nedenlerinde biri, "Ulusal Liberaller" olarak bilinen ve aynı
Fransa'daki "antiklerikler" gibi din aleyhtarı bir politikayı savunan
"aydınlar" zümresiydi. Ulusal Liberaller Almanya'nın birliğinin
sağlamlaşması için, halkın diğer tüm aidiyet duygularından kurtarılması
gerektiğini düşünüyorlar, buna en büyük engel olarak da nüfusun
üçte birini oluşturan Katoliklerin Papa'ya olan bağlılığını gösteriyorlardı.
Ulusal Liberaller'in teşvikiyle Bismarck, ülkesindeki Katoliklere
karşı bir kampanya başlattı. "Kulturkampf", yani "kültürsavaşı"
olarak anılan bu kampanya, "Almanların zihinlerini kontrol etme
mücadelesi" olarak da tarif ediliyordu.122


Kulturkampf sırasında Almanya'nın özellikle güneyinde yaşayan Katolikler
önemli baskılarla karşılaştılar.


1872 yılında çıkarılan bir yasa ile ülkedeki tüm Cizvit rahipleri
bir gecede sürüldü ve sahip oldukları kurumlara el kondu. 1873 yılında
çıkarılan "Mayıs yasaları" ile, devlet hizmetinde çalışan tüm rahipler
işten atıldı, evlilik ve eğitim konularında Kilisenin herhangi bir
uygulamada bulunması yasaklandı ve Kiliselerdeki vaazlara sınırlandırmalar
getirildi. Bazı başpiskoposlar tutuklandı, tam 1300 kilise rahipsiz
kaldı.


Ama tüm bu uygulamalar ülkedeki Katoliklerin yönetime daha fazla
tepki duymasına neden olunca, Kulturkampf da yumuşatıldı. Bismarck,
kendisini bu kampanyaya sürükleyen "Ulusal Liberaller"in telkinlerini
göz ardı ederek Kulturkampf'ı aşama aşama geri çekti ve sonunda
da tamamen lağvetti. Tüm bu kampanyanın sonucu, Almanya'daki dindar
Katoliklere baskı yapılması ve ülkenin toplumsal huzurunun bozulmasından
başka bir şey olmadı. Bugün çoğu tarihçinin kabul ettiği gibi, Kulturkampf,
Almanya'nın toplumsal huzurunu parçalayan bir "fiyasko"ydu. Dahası
Kulturkampf dalgası, Almanya'dan sonra Avusturya, İsviçre, Belçika,
Hollanda gibi ülkelere de sıçradı ve bu ülkelerde de büyük bir toplumsal
gerilime neden oldu.








Naziler iktidara geldiklerinde Bismarck'ın
Kulturkampf'ından daha da sert bir din aleyhtarı kampanya başlattılar.

İşin ilginç yanı, Bismarck'ı bu politikaya sürükleyen "aydınlar"
zümresinin masonik kimliğiydi. The Catholic Encyclopedia, bu konuda
şunları yazıyor:



Masonlar kuşkusuz Prusya'nın Almanya'nın lider
devleti haline gelmesini sağlayan hareketin ilerlemesini sağladılar,
Prusya'yı "dini tutuculuğa", "bağnazlığa" ve "Papa baskısına"
karşı "modern evrimin temsilcisi ve koruyucusu" olarak kabul ediyorlardı.
Aynı zamanda Kulturkampf'ı da onlar başlattılar. Bu çatışmanın
en önde gelen ajitatörü, ünlü bir hukuki danışman ve mason olan
Büyük Üstad Bluntschli idi. Bluntschli aynı zamanda İsviçre'deki
Kulturkampf'ı da kışkırttı... Alman masonları, ulusun tüm yaşamında
Masonik prensiplere uygun ve büyük bir etki elde etmek için yorulmak
bilmeyen çabalar ortaya koydular, ve böylece daimi ve sessiz bir
"Kulturkampf"ı ayakta tuttular. Kullandıkları temel araçlar, halk
kütüphaneleri, konferanslar, benzer dernek ve kurumlar üzerindeki
etkileri, gerektiğinde yeni kurumların oluşturulması olarak sayılabilir;
bu yollarda masonik ruh tüm ulusa yayılmıştır.123



Yani Kulturkampf Bismarck tarafından resmen
durdurulmasına rağmen masonlar tarafından fiilen sürdürülmüş, bu
amaçla topluma yönelik din karşıtı bir propaganda daimi olarak devam
ettirilmiştir. Alman toplumunu dinden uzaklaştırmak için yürütülen
bu savaşın en acı meyveleri ise 1920'lerde ortaya çıkmıştır: Alman
milletini Hıristiyanlık öncesi pagan kültürüne döndürmeyi hedefleyen
Naziler giderek güçlenmiş ve 1933 yılında iktidarı ele geçirmişlerdir.
Naziler'in en önemli icraatlarından biri ise, dini otoritelere karşı
ikinci bir "Kulturkampf" başlatmak olmuştur. Amerikalı yorumcu Elbridge
Colby, "Nazilerin Katolik Kilisesi'ne karşı yeni bir Kulturkampf
başlatarak rahipleri hapsettiklerini veya görevden aldıklarını ve
1870'lerdeki ilk Kulturkampf'dan daha da ileri giderek Protestan
kiliselerine de baskı yaptıklarını" belirtmektedir.124


Kısacası Alman masonlarının başlattığı "toplumu dinden uzaklaştırma"
hareketi, tarihin en kanlı diktatörlüklerinden biri olan Nazi İmparatorluğu'nun
yolunu açmış, dünya bu yüzden 55 milyon insanın hayatına mal olan
II. Dünya Savaşı'na sürüklenmiştir.


İTALYA'DA DİN KARŞITI MÜCADELE









İtalyan masonluğuna ait bir yayın


Masonluğun din karşıtı faaliyetinin belirgin olduğu bir diğer ülke
ise İtalya idi.


İtalya toprakları üzerinde, 1870 yılına dek, çok sayıda küçük devlet
vardı. Feodalizm döneminin kalıntıları sayılabilecek olan bu küçük
devletlerin en önemlilerinden biri ise, merkezi Roma'da bulunan
ve Orta İtalya'nın büyük bölümünü kontrol eden Papa Devleti idi.
Fransız masonluğunun bir uzantısı olarak kurulan ve 19. yüzyılın
başından itibaren İtalya'da etkin olan masonlar ise, Papa Devleti'ni
yıkmak ve İtalya'nın genelinde Kilise otoritesini yok etmek için
uğraştılar. The Roman Catholic Church and the Craft (Roma Katolik
Kilisesi ve Masonluk) adlı kitabın yazarı, üstad mason Alec Mellor'a
göre, "19. yüzyılın ortasından sonra İtalyan
siyasetinin bir numaralı faaliyeti olan Papa'yla mücadele, doğrudan
localar tarafından yönetildi".


Masonluk, İtalya'daki din karşıtı mücadelesine kendi kontrolü altında
kurulan bir başka gizli dernek aracılığıyla başladı. Derneğin adı
"Karbonari"ydi.


İlk kez 19. yüzyıl başında Napoli'de faaliyeti duyulan bu derneğin
ismi "kömür işçileri"nden geliyordu. Masonların "duvar işçiliği"
kavramını kullanmaları ve sembollerle ifade etmeleri gibi, Karbonari
derneği de kömür işçiliği kavramını benimsemişti. Ama derneğin bundan
daha farklı amaçları vardı kuşkusuz. Dernek üyeleri, önce İtalya'da
ardından da Fransa'da siyasi bir program yürütmeyi, Kilise etkisini
yok etmeyi, yeni bir yönetim kurmayı ve tüm toplumsal kurumları
sekülerleştirmeyi hedefliyordu.










Guiseppe Mazzini ve Count di Cavour:
Papa Devleti'ni yıkan iki üstad mason


Masonluğun Karbonari ile bağlantısı ise aşikardı. Masonlar Karbonari
derneklerine otomatik olarak üye oluyor, hem de derneğe girdikleri
anda "üstad" derecesi kazanıyorlardı. (Oysa diğer Karbonari üyelerinin
bu dereceye gelmesi uzun bir süreçten sonra mümkün oluyordu.) Nitekim
Consalvi ve Pacca adlı iki kardinal, 15 Ağustos 1814'de yayınladıkları
Kilise bildirisiyle, Masonluk ve Karbonari'yi birlikte hedef alıp,
sosyo-politik karışıklık ve din düşmanlığı organize etmekle suçladı.


Karbonari üyelerinin düzenledikleri siyasi cinayetler ve silahlı
ayaklanmalar ise bu suçlamayı haklı çıkaracak nitelikteydi. 25 Haziran
1817'de Macerate bölgesinde çıkan silahlı ayaklanma, Karbonari tarafından
örgütlenmişti. Ama Papa Devleti'nin güvenlik güçleri tarafından
bastırıldı. Karbonari, 1820'de İspanya'da ve Napoli'de, 1821'de
ise Piyemonte'deki Kilise ve düzen karşıtı devrimci ayaklanmaların
da organizatörüydü.


Karbonari'nin masonlar tarafından kurulmuş ve masonluk paralelinde
faaliyet göstermiş devrimci bir örgüt olduğu, ansiklopedik kaynaklar
tarafından dahi kabul edilen bir gerçektir. Örgüt, Fransa'da 1830'daki
Temmuz Devrimi'nden sonra zayıflamış ve giderek kaybolmuştur. İtalya'da
ise Guiseppe Mazzini adlı bir devrimcinin kurduğu "Genç İtalya"
örgütü ile birleşmiştir.









Garibaldi'yi büyük bir kahraman gibi
tasvir eden masonik bir propaganda


Mazzini, uzun yıllar boyu Papa Devleti'ne ve Kiliseye karşı yürüttüğü
mücadele ile sonunda İtalyan Birliği'ni kuracak olan yüksek dereceli
bir masondur. Ateist olduğu bilinmektedir. Kendisine destek olan
diğer iki ünlü masonla, yani Guiseppe Garibaldi ve Count di Cavour'la
birlikte, 1870 yılında İtalyan Birliği'ni kurmuş ve Papa Devleti'ni
bugünkü Vatikan'ın sınırlarına sıkıştırmıştır. O tarihten sonra
da İtalya, Mussolini'nin 1920'lerdeki faşist diktasına zemin hazırlayacak
bir "dinden uzaklaşma" sürecine girmiştir.


Kısacası Mazzini, Garibaldi ve Cavour'un, Avrupa'daki din karşıtı
mücadelede önemli bir görev üstlenen üç önemli lider olduğunu söyleyebiliriz.
Mazzini, sadece siyasi bir lider olarak değil, aynı zamanda bir
ideolog olarak da din karşıtı savaşta rol oynamıştır. Ortaya attığı
"her ulusa bir devlet" sloganı, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı
İmparatorluğu gibi çok uluslu imparatorlukların yıkılmasına sebebiyet
verecek olan azınlık isyanlarının ateşleyicisi olmuştur. Mazzini'nin
bu sloganı, insanları "din kardeşliği" düşüncesinden uzaklaştırarak,
soy nedeniyle birbirleriyle çatışmaya iten, "öfkeli soy koruyuculuğu"na
(Fetih Suresi, 26) sürükleyen bir çağrıdır.


Bu çağrının sahiplerinin birer mason, hem de çok üst düzey birer
mason olması kuşkusuz anlamlı bir tablodur. 10.000 Famous Freemasons
(10.000 Ünlü Mason) adlı loca yayınında bildirildiğine göre, Mazzini
uzun yıllar süren masonik yükselişinin ardından, 1867'de İtalyan
Grand Orient Büyük Üstadı seçilmiştir. 1949'da Roma'ya dikilen Mazzini
heykelinin açılışında yer alan 3.000 mason da bu büyük üstadlarını
minnetle anmıştır. Mazzini'nin sağ kolu olan Garibaldi ise, 33.
dereceye 1863'te İtalya Süprem Konseyi'nde ulaşmış, 1864'de ise
İtalya Büyük Üstadı seçilmiş bir masondur. Amerika'da da bu büyük
üstadın anısına, New York "vadi"sine 542. numarayla bağlı "Garibaldi"
adlı bir loca bulunmaktadır.




RUSYA'DAKİ MASONİK DEVRİM GİRİŞİMLERİ


Sadece İtalya'daki değil, diğer pek çok Avrupa
ülkesindeki din karşıtı devrimci hareketlerde de masonluğun izini
bulmak mümkündür. The Catholic Encyclopedia, "Fransa,
İtalya, İspanya, Portekiz, Orta ve Güney Amerika'daki devrimci hareketlerde
masonik gruplar çok aktif rol oynamıştır. Rusya'da da masonluk ülkeyi
kaplayan politik bir komploya dönmüştür"
diye yazmaktadır.125


Özellikle Rusya'daki masonik komplonun gelişimi ilginçtir.









Rusya'daki masonik darbe girişimini
organize eden masonlar arasında ünlü yazar, Kont Pushkin de
yer alıyordu.


Masonluğun bu ülkeye girişi 18. yüzyılın ikinci yarısında olmuştu.
Örgüt özellikle entelektüeller arasında yayıldı. Dıştan yalnızca
kültürel bir kulüp gibi görünmesine karşın, localarda Avrupa kaynaklı
din ve yönetim aleyhtarı düşünceler gelişiyordu. Bunu ilk fark edenler
ise Ortodoks Kilisesi'ni yöneten rahiplerdi. Rahipler, masonların
Çar Rejimini yıkmak için komplo düzenlediklerine dair aldıkları
istihbaratı, Kilise ile arası oldukça iyi olan Çar Alexander'a ilettiler.
Çar bunun üzerine 1822 yılında bir kanun yayınlayarak ülkedeki tüm
mason localarının kapatıldığını ve örgütün de yasadışı sayıldığını
ilan etti. Ancak masonlar yok olmadılar, yalnızca yeraltına indiler.


Çar Alexander, locaları yasakladıktan üç yıl sonra yakalandığı
hastalık nedeniyle öldü. Yerine genç Çar Nicholas geçti. Ancak Nicholas'ın
tahta çıkması bir dizi çekişme ve entrika sonucunda gerçekleşmiş
ve ülkede de ciddi bir kaos ortamı doğmuştu. Bu ortamı değerlendirmek
isteyen ve rejimi yıkmayı hedefleyen "birileri", yeni Çar'a karşı
bir darbe planı yaptılar. Ordu içinde çok sayıda yandaşları vardı.
Buna güvenerek 14 Aralık 1825 sabahı başkent St. Petersburg'da devrimci
askerler ve onları destekleyen bazı siviller Çar'ın sarayına doğru
yürüyüşe geçtiler. Devimciler ile Çar'a bağlı birlikler arasında
silahlı çatışma çıktı ve devrimciler yenildi. Bu grup, devrim yapmaya
kalktıkları tarihten dolayı "Aralıkçılar" olarak adlandırıldı. Aralıkçılar'ın
liderleri tutuklandı ve 5 tanesi asılarak idam edildi.


"Aralıkçılar", masonlardan başkası değildi...
Subaylar, entelektüeller ve yazarlardan oluşan bu grubun üyelerinin
hepsi, üç yıl önce Çar Alexander tarafından yasaklanmış olan locaların
üyeleriydi. Bu devrimci masonlar arasında ünlü yazar Kont Pushkin
de yer alıyordu.126


Aralıkçılar'ın girişimi başarısızlıkla sonuçlandı
ama masonluk, Çar'ı devirme hedefinden vazgeçmedi. 19. yüzyılın
sonunda ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Rusya'da örgütlenen Çarlık
aleyhtarı grupların içinde masonluk her zaman büyük rol oynadı.
1917'de gerçekleştirilen Şubat Devrimi'nin lideri olan Alexander
Kerensky ve neredeyse tüm yakın destekçileri masondu.127
Kurduğu hükümetin çoğunu da masonlar oluşturmaktaydı.128
Kısa süreli Kerensky Hükümetinin tarihe yaptığı tek "katkı" ise,
ülkeyi Lenin'in öncülüğündeki Bolşeviklere teslim etmekten başka
bir şey olmadı.




20. YÜZYIL MASONLUĞU: SESSİZ VE DERİNDEN


Dikkat edilirse buraya kadar incelediğimiz Fransa, Almanya, İtalya,
Rusya gibi ülkelerdeki masonik faaliyetler, masonluğun amacının
bir "düzen değişikliği" olduğunu açıkça göstermektedir. Masonluk,
dini kurumların, dini inançların ortadan kaldırıldığı bir "yeni
düzen" kurmayı hedeflemiş, bu amaçla da dine uyumlu olan monarşileri
yıkmaya çalışmıştır. Pek çok Avrupa ülkesinde masonluk, din karşıtlarının
buluşma yeri olmuş, bu buluşma yeri çok kez darbe, ayaklanma, suikast
gibi kararların alındığı merkezlere dönüşmüştür. 1789'daki Büyük
Fransız Devrimi'nden 20. yüzyıla kadar uzanan süreç içinde irili
ufaklı pek çok devrim, darbe girişimi, ayaklanma, siyasi komplo
veya din karşıtı siyasetin ardında masonluğun etkisi vardır.


İngiliz tarihçi Michael Howard'a göre, mason locaları 19. yüzyılın
ikinci yarısında çabalarını Avrupa'da kalan iki önemli imparatorluğu,
Avusturya-Macaristan ve Rus İmparatorluklarını yıkmak için yoğunlaştırmışlar
ve bu amaçlarına I. Dünya Savaşı ile ulaşabilmişlerdir.


Bir diğer deyişle, masonluk "mevcut düzeni yıkmak" hedefine 20.
yüzyılın başlarında büyük ölçüde ulaşmıştır.








HÜMANİZM
TAPINAĞINDA GARİP AYİNLER


Masonlar tüm dünyayı bir "tapınak"
haline getirme amacındadır. Ama hayal ettikleri bu tapınak,
İlahi bir dinin değil, hümanist bir dinin tapınağıdır. "İnsan"
kavramının putlaştırıldığı, insanların İlahi dinleri tamamen
terk ettiği, materyalist ve evrimci felsefenin tek doğru
sayıldığı bir dünya hayalidir bu.


Bir masonik metinde masonluğun
bu hedefi ve bu amaçla düzenlenen garip bir ayin şöyle ifade
edilir:



"Bugünkü dinde, yavaş da olsa,
şuuru tam manasıyla tatmin edebilecek tek ve evrensel bir
din teşekkül etmektedir... Bu evrensel dine paralel olarak,
bir de dünya görüşü ölçüsünde ahlak kurulacaktır...Böyle bir
din insanı kainatla birleştirecektir. İşte bu MASONİZMdir.
Bu din gönülden gönüle kurulacaktır. Kurulan bu dinin mabetleri
insanlık mabetleri olacaktır. Bu tapınakta okunan ilahiler,
belki de bir insanın ruhundan fışkıran müzik eserlerinin en
soylusu olan Bethowen'in 9. Senfonisi olacaktır...



Mithra Efsanesi'ndeki Boğa'nın eti ve kanı yerine, ekmek yiyerek
ve kırmızı şarap içerek bu doğuşu kutluyoruz. Komünyonun manası
olan inanç birliği yapıyoruz burada biz. Yeni bir yılda bu
kutsal mücadelemizi şöyle vaftiz edip bitirmek istiyorum:
Ekmekten bir parça daha yiyiniz, kardeşlerim, bu dinin misyonerleri
olan sizler, ekmeği paylaşan aziz dostlar olsun. Ateş yiyerek
bir daha şarabınızdan içiniz kardeşlerim, kan kardeşi olmak
için." (Mason Dergisi, Yıl: 29, Sayı. 40-41, 1981, s.105-107)


Dolayısıyla da 20. yüzyıl, artık masonluk için bir "düzen yıkma"
yüzyılı olmamıştır. Önünde engel kalmadığını düşünen masonluk, siyasi
komplolarla, devrim hazırlıklarıyla, ayaklanma kışkırtmalarıyla
uğraşmaktan ziyade, artık kendi felsefesini toplumlara yayma yolunu
seçmiştir. Masonluğun, materyalizm, hümanizm ve evrimcilik kavramlarıyla
özetlenebilecek felsefesi, bilim, sanat, medya, edebiyat, müzik
ve her türlü popüler kültür aracıyla kitlelere yayılmıştır. Masonluk
bu propaganda sonucunda, ani bir devrimle değil, uzun vadede İlahi
dinleri ortadan kaldırarak tüm insanlığı kendi felsefesi içinde
aşama aşama birleştirmek istemektedir.









Masonların inandığı ve savunduğu materyalist-hümanist
dogma, 20. yüzyılda dünyaya büyük acılar yaşatmıştır. 55 milyon
insanın hayatına mal olan II. Dünya Savaşı'nda yüzü bombayla
parçalanmış olan bu askerin görüntüsü, materyalist-hümanist
dogmanın sonuçlarını yansıtmaktadır.


Amerikalı bir mason, masonluğun bu yöntemini
şöyle özetler: "Masonluk çalışmasını sessiz bir şekilde yürütür.
Fakat bu çalışma, okyanusa doğru sessiz bir şekilde vuran derin
bir nehrin işleyişi gibidir."129


ABD'nin Georgia eyaletinin "Büyük Üstad" dereceli masonların biri
olan J. W. Taylor ise, aynı konuda şu ilginç yorumu yapmaktadır:



Eski kavramların terk edilmesi ve yerine yenilerinin
yerleştirilmesi, her zaman dünyanın ilk olarak dikkatini çeken
algılanabilir sebeplerden kaynaklanmaz, daha çok insanların zihninde
uzun yıllardır işlev gören prensiplerin bir toplamıdır. Ancak
son anda uygun şartlar oluşur ve elverişli bir çevre meydana gelir,
o zaman gizli olan gerçek hayata aktarılır... böylece her insanı
büyük bir ortak hedefe doğru teşvik eder ve büyük hedeflere varmak
için tüm ulusları sanki hepsi birer insan gibi hareket ettirir.
İşte masonluk kurumunun, dünyadaki insanoğlu üzerindeki etkisi
bu prensip üzerinde gerçekleşmektedir. Sessiz ve gizli olarak
çalışır, ama çok yönlü ilişkileri sayesinde toplumun her detayına
ve boşluğuna sızar; masonluğun eserlerini görenler bu eserlere
karşı hayrete düşerler, ama kaynağının ne olduğunu bilip söyleyemezler.130



Chicago Büyük Locası'nın yayınladığı Voice dergisine
göre ise, "Masonluk sessiz bir şekilde, fakat kesinlikle ve sürekli
olarak insan toplumunun harcını inşa etmektedir".131
Söz konusu "harç inşası", masonik felsefenin temelleri olan materyalizm,
hümanizm ve Darwinizm'in topluma empoze edilmesiyle gerçekleşmektedir.


Masonluğun bu sessiz ve derinden işleyen stratejisinin en büyük
özelliği, bu stratejide görev alan masonların, bunu masonluk adına
yaptıklarını hemen hiçbir zaman açıklamamalarıdır. Farklı kimliklerle,
farklı sıfatlarla, farklı makamlarda görev yapar, ama masonluk aracılığıyla
benimsedikleri ortak bir felsefeyi topluma empoze ederler. Türk
localarının büyük üstadlarından Halil Mülküs, yıllar önce kendisiyle
yapılan bir röportajda, bu gerçeği şöyle açıklamıştır:



Masonluk, masonluk olarak ortaya çıkıp hiçbir
şey yapmaz. Masonluk bireyleri yönlendirir, burada yetişen bireyler,
zikir talimi üretimine katılan Masonlar dış alemde bulundukları
yerlerde, çeşitli seviyelerdeki mesleklerdedirler. Bunlar üniversitelerdedirler,
rektördürler, bunlar profesördürler, bunlar devlet adamıdırlar,
bakandırlar, doktordurlar, hastane başhekimidirler, avukattırlar,
vs. Bulundukları yerlerde bu masonluğun talim ettiği fikirleri
yaygın bir biçimde topluma aktarma gayreti içinde olurlar.132



Oysa masonluğun büyük bir ısrarla "talim ettiği ve topluma aktarma
gayreti içinde olduğu" bu fikirler, önceki bölümlerde incelediğimiz
gibi birer aldatmacadan başka bir şey değildir. Masonluk, Eski Mısır,
Eski Yunan, Kabala gibi pagan kültürlerin hurafelerinden kaynak
bulan felsefesini, "akıl ve bilim" ambalajı ile süsleyip "talim
ettiği ve topluma aktarma gayreti içinde olduğu" sürece, hem kendisini
hem de insanlığı aldatmaktadır.


Globalleşme çağında "Global Masonluk"un işlevi budur.


Bu aldanışın sonuçları ise çok acıdır. Masonluğun 18. ve 19. yüzyıl
boyunca sürdürdüğü "kitleleri dinsizleştirme" programı, ırkçılık,
faşizm, komünizm gibi kan dökücü ideolojilerin doğmasına neden olmuştur.
Sosyal Darwinizm'in yayılması, insanları "çatışmak için yaşayan
hayvanlara" dönüştürmüş, bunun kanlı sonuçları 19. yüzyılın ikinci
yarısında ve 20. yüzyılda ortaya çıkmıştır. I. Dünya Savaşı, Darwinist
telkinler sonucunda savaşı ve kan dökmeyi "biyolojik bir gereklilik"
olarak gören Avrupa liderlerinin eseridir. Bu savaşta 10 milyon
insan bir hiç uğruna ölüme gönderilmiştir. Ardından gelen II. Dünya
Savaşı, yine masonluğun attığı dinsizlik tohumlarının ürünleri olan
faşizm ve komünizm gibi totaliter ideolojilerin eseridir ve tam
55 milyon insanı yok etmiştir. 20. yüzyıl boyunca dünyanın dört
bir yanına acı veren savaş, çatışma, zulüm, adaletsizlik, sömürü,
açlık, ahlaki dejenerasyon gibi belalar, temelde dinsiz felsefe
ve ideolojilerin ürünüdür. (Ayrıntılı bilgi bkz. Harun Yahya, Darwinizm'in
İnsanlığa Getirdiği Belalar, 2000)


Kısacası masonluğun felsefesi çok acı meyveler vermiştir. Başka
türlü olması da düşünülemez, çünkü bu İlahi bir kuraldır. Tarihte,
Allah'ın dinini reddederek atalarının dinini, geleneksel hurafelerini
tercih eden tüm pagan kavimler, kendilerini helaka sürüklemişlerdir.
Bu paganların çağdaş temsilcisi olan masonluk ise, kendisiyle birlikte
tüm dünyayı helaka doğru sürüklemektedir.


Ve işte bu nedenle, insanlığı bu felaketten korumak, Bediüzzaman'ın
ifadesiyle "maddiyun ve tabiyyun taununun" (maddecilik ve tabiatçılık
hastalığının) telkinlerini kırmak ve bu yolla kitlelerin imanını
kurtarmak gerekmektedir.



113 Neşet Sirman, Masonluğun İlk
Devirleri, Mimar Sinan, 1997, Sayı 104, s. 41

114 Naki Cevad Akkerman, Politika ve Masonluk,
Mimar Sinan, Eylül 1968, Sayı 7, s. 66-67

115 http://www.thefreemason.com/mri/docs/general/the_hell_fire_club.htm,
(metnin Türkçe tercümesi, http://www.fortunecity.com/meltingpot/sanjacinto/708/hell.html
adresindeki Türkçe siteden alınmıştır.)

116 Aydınlanma ve Fransız Devrimi ile masonluk
arasındaki bağlantılar için bkz. Harun Yahya, Yeni Masonik Düzen,
s. 203-215

117 Michael Howard, The Occult Conspiracy, s.
69.

118 Compterendu Gr. Or., 1903, Nourrisson, "Les
Jacobins", 266-271; The Catholic Encyclopedia, "Masonry (Freemasonry)",
New Advent, http://www.newadvent.org/cathen/

119 The Catholic Encyclopedia, "Masonry (Freemasonry)",
New Advent, http://www.newadvent.org/cathen/

120 "Nur Safa Tekyeliban, "Taassuba Karşı Mücadele:
Gambetta Birader'in 8 Temmuz 1875 günü Clémente Amitié Locası'nda
Yaptığı Konuşmadan", Doğuş Kolu Yıllığı: Ankara Doğuş Mahfili Çalışmaları,
1962, Kardeş Matbaası, Ankara, 1963, s. 19

121 The Catholic Encyclopedia, "Masonry (Freemasonry)",
New Advent, http://www.newadvent.org/cathen/

122 Louis L. Synder and Ida Mae Brown, Bismarck
and German Unification, New York, 1966, 90-91

123 The Catholic Encyclopedia, "Masonry (Freemasonry)",
New Advent, http://www.newadvent.org/cathen/

124 Elbridge Colby, "In Hitler's Shadow: The Myth
of Nazism's Conservative Roots", In Bad Faith?: Politics and Religion
at Harvard, 13 Ekim 1999

125 The Catholic Encyclopedia, "Masonry (Freemasonry)",
New Advent, http://www.newadvent.org/cathen/

126 Michael Howard, The Occult Conspiracy, s.
105

127 Stephen Knight, The Brotherhood: The Explosive
Expose of the Secret World of the Freemasons, HarperCollins, 1985,
sf.33

128 Daniel Ligou, Dictionnaire de la Franc-Maçonnerie,
sf.1064


Bu haber  485  kere okundu
YORUMLAR
Gostrol 2008-06-02
sacmalık
satanistle ne alakası var
Bu Kategoriye Ait Diğer Haberler
Kürt Sorunu’ Neden Çözülsün İstenmez? Teşvikiye Camii nden Şehit Cenazesi Kalksaydı PKK Terörü Biterdi. Mescidi Aksa ya Yönelen Tehlike Türkiye de Yahudi Lobiciliği Türkiyede Kimler Mason TAPINAKÇILAR, DEVRİMLER, CİNAYETLER VE MAFYA İSRAİL İN ULUSLARARASI CİNAYET ŞEBEKESİ: MOSSAD MASONLARIN DİNE KARŞI SAVAŞI EVRİM TEORİSİNİN PERDE ARKASI MATERYALİZMİN PERDE ARKASI
El intifada
El intifada Marşı
HAMAS
Şeyh Ahmed Yasin (1938 - 2004) hamas Kimdir kurluşu
Son İçerikler
En Çok Okunanlar

Bugün

1

Bu Hafta

1

Bu Ay


Warning: mysql_fetch_array(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/turksana/public_html/icerikson.php on line 175
El intifada Marşı
1El intifada
2 HAMAS
ANKET
Sizce Ergenekonun 1 Numarası Kimdir
Aydın DOĞAN
Bilemiyorum
Çevik BİR
Doğu SİLAHÇIOĞLU
Emekli Bir GENERAL
Hurşit TOLON
Teoman KOMAN
Veli KÜÇÜK
Ünlü Bir İŞADAMI
Öle Biri YOKTUR
Şener ERUYGUR
Sonuçlar
Son İçerikler
En Çok Yorumlananlar

Bugün

1

Bu Hafta

El intifada Marşı
1El intifada

Bu Ay


Warning: mysql_fetch_array(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/turksana/public_html/icerikson_yorumlanan.php on line 175
İsrail islama karşı açtğı savaşa yeni boyut getirdi
1DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE VAHŞET
9 HAMAS

Warning: include(d.php) [function.include]: failed to open stream: No such file or directory in /home/turksana/public_html/sag.php on line 120

Warning: include(d.php) [function.include]: failed to open stream: No such file or directory in /home/turksana/public_html/sag.php on line 120

Warning: include() [function.include]: Failed opening 'd.php' for inclusion (include_path='.:/usr/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/turksana/public_html/sag.php on line 120

Warning: include(k.php) [function.include]: failed to open stream: No such file or directory in /home/turksana/public_html/sag.php on line 121

Warning: include(k.php) [function.include]: failed to open stream: No such file or directory in /home/turksana/public_html/sag.php on line 121

Warning: include() [function.include]: Failed opening 'k.php' for inclusion (include_path='.:/usr/lib/php:/usr/local/lib/php') in /home/turksana/public_html/sag.php on line 121
Sitemizdeki yazılar yazarlarına ait oluğ herhangi telif vede şikayetinizi lütfen iletişim butonunda bildiriniz Optimizasyon IE 5+ ve FF1+[ 1024 x 768 ] & Macromedia Flash oyun komedi sohbet siteleri
Melkam Internet Hizmetleri